"Ankara'da Bir İntihar (Vatan, 1 Haziran 1924)";
- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur

"Vatan" isimli gazete, Ahmet Emin Yalman, Ahmet Şükrü Esmen, Enis Tahsin Til ve Mehmet Rıfat Yalman tarafından günlük siyasi gazete olarak 15 Lira sermaye ile kuruldu. İlk sayısı 26 Mart 1923 tarihinde yayımlanan gazetenin amacı ve ilkeleri çıkan ilk sayısında şu cümlelerle belirtildi:
[...]
"Biz daima doğruya doğru, eğriye eğri diyeceğiz. Ne bir menfaat düşüncesi, ne de korku gibi bir sebep, bizi gerçek saydığımız kanaatlerden fedakârlık etmeye sürüklemeyecektir. (Vatan) memleketlerini ve gazetecilik mesleğini çok sevenlerin kurduğu bir gazetedir. Bir ticaret kuruluşu değildir. Makale ve sütunlarımız daima temiz kalacaktır. Bu sütunlara ücretle veya herhangi bir nevi baskı ve tesir ile hiç yazı giremeyecektir. Ücretli ilan sütunları ile diğer sütunlar arasında hiçbir ilişki bulunmayacaktır."
Ahmet Emin ile Ahmet Şükrü Beylerin yazar, Enis Tahsin Bey'in yazı işleri ve Mehmet Rıfat Bey'in idareci olarak görev aldığı Vatan isimli gazete, Almanya'dan yeni bir rotatif makinesinin getirilmesiyle birlikte İstanbul'un en canlı yayınlarından biri oldu. Kısa sürede geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı. İfade özgürlüğünü ve hukukun üstünlüğünü ön planda tutan gazete, Türkiye'nin ilk siyasi suikastlarından biri olarak bilinen Ali Şükrü Bey cinayetinin en sıkı takipçilerinden oldu. Olayın aydınlatılmasından sonra yayımladığı yazıda;
[...]
"Katil bulunup tutulmasaydı memleketin namus ve haysiyeti büyük bir leke altında kalacaktı. Hükûmetin bu meseledeki süratli ve kesin başarısından dolayı millet kendi kendini tebrik etmelidir. Siyasi hayatımız, asayiş ve adalet mekanizmamız parlak bir imtihan geçirmiştir. Lord Curzon, Lozan'da Adliye ve zabıtamıza hücum bakımından parlak bir fırsattan mahrum edildi." cümleleriyle duyduğu memnuniyeti dile getirdi ama Atatürk'ün manevi kızlarından Fikriye Hanım'ın intihar haberini 1 Haziran 1924 Pazar günü, üçüncü sayfasından "Ankara'da Bir İntihar" başlığıyla gözlerden uzak olarak sadece duyurmakla yetindi. Haberin takipçisi olmadı. Trajik Olay 21 Mayıs 1924 günü yaşandığı halde 30 Mayıs sabahı yaşanmış gibi aktarıldı:
[...]
"30 Mayıs sabahı İstanbul'dan Ankara'ya gelen Zeynep Fikriye namında bir kadın tabanca ile intihar etmiştir. Müntehire (intihar eden kadın), intiharından evvel polise Lazistan (Rize ) Mebusu Fuat (Bulca), Bey'in nezdine (yanına) geldiğini ifade etmiş ve kaydı o suretle yapılmıştır. Fikriye Hanım Ankara'ya çıkınca istasyondan doğruca elyevm (halen) Ankara'da bulunan Fuat Bey'in Çankaya'daki evine doğru gitmiş, fakat mezkûr (adı geçen) haneye uğramaksızın Reisicumhur dairesine (Çankaya Köşkü'ne) gelerek Reisicumhur ile refikai muhteremlerini (karısını) görmek istediğini söylemiştir. Müşarünileyhümayı (Mustafa Kemal ve karısını) görmek mümkün olamayacağı kendisine bildirildiğinden Fikriye Hanım beklettiği kira arabasıyla avdete (dönüşe) mecbur olmuş ve esnayı avdette (dönüş sırasında) üzerinde bulundurduğu anlaşılan tabanca ile yolda araba içinde intihar etmiştir.
Bu babda (konuda) mevcut malumata nazaran Fikriye Hanım'ın, Reisicumhur Hazretleri'ne uzaktan bir karabeti (yakınlığı) olup kimsesizliği ve hastalığı dolayısıyla takriben iki buçuk sene evvel bir müddet Gazi Paşa'nın nezdinde mazharı himaye ve muavenet olunmuş (korunmuş ve himaye edilmiş) ve hastalığın iştidadı (ağırlaşması) üzerine berayi tedavi (tedavi için) Avrupa'ya bir sanatoryuma gönderilmişti. Fikriye Hanım Avrupa'dan avdetinden beri diğer akrabaları nezdinde ikamet etmekte bulunuyordu." (Bkz. Vatan, 1 Haziran 1924,Numara: 410, s.3.)
O tarihte (21 Mayıs 1924), Memleket Hastanesi Başhekimi Operatör Dr. Ömer Vasbi Aybar Bey, gazeteci ve yazar Hikmet Feridun Es'e, sonraları bu facia günlerini şöyle anlatacaktı:
[...]
"Fikriye Hanım, intihar ettikten sonra, ağır yaralı bir halde Çankaya yolundan kaldırılıp hemen Memleket Hastanesi'ne getirildi. Kendisini derhal hususi bir odaya alıp tedaviye başladım. Arabasının içindeki feci intihar hadisesinden dolayı arabacının adeta dili tutulmuştu. Kendisiyle konuşup malumat almak hususunda güçlük çekiyorduk. Browning tabanca mermisi sol akciğeri büyük bir kuturla (çapla) delip kalp nahiyesi (bölgesi) yakınından geçmiş ve bu meyanda (arada) kalbin dış mahfazasını (zarını) zedelemişti. Hasta büyük bir kalp zayıflığı içinde bulunuyordu. İlk tedaviyi yapıp yaralıyı istirahate koyduktan sonra, Doktor Refik Saydam Bey hastaneye geldi. Çanakkale Harbi sırasında Sahra Sıhhiye Müfettişliğinde bulunduğu zamanda kurulmuş kadim (eski) eski bir dostluğumuz vardı. Beni bir köşeye çekerek:

---"Fikriye'yi ve Gazi'nin yanındaki kıymetini biliyorsunuz. (Mustafa Kemal) Paşa, hadiseden fevkalade müteessirdir. Aman Ömer, elinden gelen ihtimamı yap... Bu kızı kurtaralım. Lazım gelirse İsviçre'ye kadar da yollayacağız. Bir de her gün, şayet icap ederse, hatta her saat, muntazam müşahede notları ile hastalığın seyrini tetkik ediniz ve kimse ile görüştürmeyiniz..." dediler.
Tavsiyeyi tamamen tatbik ettim. Hatta birkaç gece de hastanede yattım. Fikriye Hanım ilk şoklardan sonra biraz sakinleşti. Yalnız plevre ve pericarde de toplanan kanlar hasebiyle nefes darlığı vardı. Fakat bunların önü alınabilir ve yaralı kurtulurdu. Ne yazık ki tamam bir hafta sonra yüksek ateş başladı. Muayene ettik. Tehlikeli bir zatürree!.. İki gün sonra da vefat etti." (Bkz. "Atatürk İçin Canını Veren Kadın", Hayat Mecmuası, Yıl:8, Sıra No:339, Cilt:1, Sayı:15, 4 Nisan 1963, Tefrika 6, s.13.")


![ATATÜRK'ÜN, KURBAN BAYRAMI VE LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI MÜNASEBETİYLE ORDULARA TEBRİK TELGRAFI [24 TEMMUZ 1923];](https://static.wixstatic.com/media/e74b71_1248f9273efe4984bd1865d2e20db20d~mv2.jpg/v1/fill/w_649,h_919,al_c,q_85,enc_avif,quality_auto/e74b71_1248f9273efe4984bd1865d2e20db20d~mv2.jpg)
Yorumlar