Atatürk ve Cumhuriyet;
- 26 Şub
- 10 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 Mar

Türk gazeteci, yazar Abdi İPEKÇİ, 1961 yılından öldürüldüğü 1 Şubat 1979 tarihine kadar Milliyet Gazetesi'nin başyazarlığını yapmış, 2 Kasım 1970 günü Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK 'ün en yakın arkadaşlarından Ali KILIÇ Beyi o hafta konuk etmiştir.
İPEKÇİ 'nin yazdığına göre, Ali KILIÇ; Birinci Dünya Savaşı'nda, Kafkas İslâm Orduları Kumandanı Nuri Paşa'nın (Enver Paşa'nın kardeşi) yaveridir ve mütareke sırasında ATATÜRK ile İstanbul'da tanışmıştır. 1889 yılında İstanbul'da doğan Ali KILIÇ, savaş sonunda ordudan istifa ederek Anadolu'ya geçmiş ve Sivas Kongresi'nde ATATÜRK 'ün emrine girmiştir. Ali KILIÇ, bundan sonra Maraş (Kahramanmaraş), Ayıntap (Gaziantep) Kuvva-i Milliye Kuvvetleri Kumandanı olmuş ve başarılı bir çarpışmadan sonra Fransız İşgal Kuvvetlerini bölgeden çıkartmıştır. Kılıç Ali daha sonra Ankara'ya gelerek ATATÜRK 'ün en yakın arkadaşı olarak ölümüne kadar yanında kalmıştır.
(...)
İPEKÇİ - Cumhuriyet'in ilan edildiği günü, hafızanızda tazeleyip bize anlatır mısınız efendim?
KILIÇ - Cumhuriyet'in ilan edildiği gün ben Meclis'te değildim. İstanbul'da idim... Haberi aldığım vakit derhal bir telgraf çektim Büyük Millet Meclisi'ne... Bulunamadığımdan dolayı teessürlerimi bildirdim ve müspet reyimi kabul etmelerini rica ettim.
İPEKÇİ - Cumhuriyet'in hazırlıklarından haberiniz var mıydı?
KILIÇ - Vardı.
İPEKÇİ - Neydi o hazırlıklar, nasıl yapılıyordu?
KILIÇ - Arz edeyim: Bilirsiniz ki Birinci Büyük Millet Meclisi bir takım buhranlar geçirdi. Böyl burhanlı günlerin birindeydi. Çankaya'da eski Kuleli Köşk'ün yeşil salonunda Gazi ile birlikte Lâtife Hanım, Cevat Abbas ve ben oturuyorduk. Kalem-i Mahsus Müdürü Hayati bir iş için geldi. ATATÜRK, o zaman idare âmiri olan ve geçen gün vefat eden Hasan Rıza Bey'i nezdinde göndermesini ona emretti. Biraz sonra Hasan Rıza'nın kapıdan hole geçtiğini odanın camekânlı kapısından gören ATATÜRK kalktı, bizi bıraktı gitti. Hasan Rıza'yı önledi, cebinden çıkardığı iki küçük deftere yazılmış bazı notları verdi ona... <<Bu notları aklıma geldikçe kaydetmiştim. Sen bunları tanzim et, okuyamadıklarını dışarıya çağırarak benden sorarsın. Bu notların muhteviyatını yalnız sen ve ben bileceğim. Hatta Kalemi Mahsus Müdürü olan Hayati Bey'in bilmesine dahi lüzum yok>> diye bir emir verdi. Hasan Rıza Bey bu emri aldı oradan çıktı gitti. Bizler hep beraberce bahçeye çıktık. Hasan Rıza gelinceye kadar ATATÜRK 'le, üç ayak atlama oyunları vardır, onları oynadık. Bir müddet sonra Hasan Rıza, notları emirleri üzerine tanzim etmiş geliyordu. Atatürk, kendilerini görür görmez çıktı, karşıladı, aldı. Ve dedi ki: <<Çok muntazam tanzim etmişsin, bunu al, Adliye Vekili Seyit Bey'e götür. Notları okusun da hukuki bakımdan bir şey ilave edilmesi lazımsa ilave etsin. Ancak senden, benden ve bir de kendisinden başka kimsenin malumatı olmadığını söylesin>> dedi.
İPEKÇİ - Bunları siz nasıl öğrendiniz?
KILIÇ - Sonradan Hasan Rıza'dan öğreniyorum. Hasan Rıza'ya tevdi edilen bu notlar, bir müddet sonra Meclis'e tevdi buyurdukları Cumhuriyet'in ilanına ait Teşkilâtı Esasiye Kanunu'nun bazı maddeleriydi. Seyit Bey bu notları okumuş, hukuk nokta-i nazarından birkaç ilavesinden başka, tadiline el sürmemiş ve tasvihen iade etmişti.
İPEKÇİ - Demek ki, o zaman Cumhuriyet'in ilanı için hazırlanmış olan Anayasa tasarısını daha önceden bu şekilde hazırlamış oluyor?
KILIÇ - Evet.
İPEKÇİ - Fikri hazırlık olarak ne vardı? Aranızda neler konuştunuz, ne zaman konuştunuz?
KILIÇ - O zamana kadar bir şey konuşulmamıştı.
İPEKÇİ - Efendim bir de pekâlâ biliniyordu ki Cumhuriyet'in ilanından önce Cumhuriyet'e muhalifler vardı. Ve bu muhalifler Meclis'te de vardı. Oysa karar ittifaka çıkmış olarak gösterildi. O muhalifler, bu karara katılmaya nasıl ikna edildiler; biraz tehdit, biraz zor kullanıldı mı?
KILIÇ - Hiç bir zor, hiç bir tehdit kullanılmadı. Hakikatten birçok hücumlara maruz kaldık Cumhuriyet'in ilanında. İstanbul'da muhalif dediğimiz zevat toplandı, bazı gazetelerle birleştiler. Bilhassa Cumhuriyetçi olduğuna inandığımız merhum Hüseyin Cahit Bey, Velit Bey ve diğer bir takım gazeteler aldılar; paşaları, beyleri ellerine yazmadıklarını bırakmadılar... "Biz Cumhuriyetçiyiz, fakat tarzı ilânını beğenmiyoruz. Bu tarzda Cumhuriyet ilan edilemez" gibi bir takım safsatalara giriştiler. Maksat o zaman politika yapıp zihinleri karıştırmaktı.
İPEKÇİ - Rauf Bey'in durumu neydi bu gelişmeler sırasında?
KILIÇ - Bunlara ön ayak oluyordu maalesef.
İPEKÇİ - Şöyle bir şey düşünülebilir mi: Acaba ilk Cumhur Reisi Atatürk olmasaydı, Rauf Bey'in olması söz konusu olsaydı, acaba Rauf Bey'in olması söz konusu olsaydı, Rauf Bey gene Cumhuriyet aleyhtarı olur muydu?
KILIÇ - Valla onu kestiremem.
İPEKÇİ - Yani bu soruyu şunun için soruyorum: Acaba şahsi sebeplerden dolayı mı Rauf Bey böyle bir vaziyet aldı?
KILIÇ - Şahsi sebep değil. Samimi bir muhalefet.
İPEKÇİ - Yani Rauf Bey, gayesi itibariyle samimi idi. Cumhuriyet'i istemiyordu. Hanedanın kalmasını istiyordu. Öyle mi?
KILIÇ - Evet, evet.
İPEKÇİ - Yalnız efendim, İstanbul'da yapılan muhalefetin yanı sıra Ankara'da da Cumhuriyet'in ilanına veyahut ilanının tarzına muhaliflerin bulunduğu bilinir. Bunlar tesirsiz hale getirilmişlerdi. Ben bunu İnönü'ye sormuştum, bunlar nasıl bertaraf edildi diye... O demişti ki: <<Bu muhalifleri tesirsiz hale getirmeyi ATATÜRK çok iyi bilirdi. Onu Atatürk yapmıştır. Benim malumatım olmamıştı>> demişti. Sizin malumatınız olmuş mudur?
KILIÇ - Benim de olmadı. ATATÜRK her şeyi üslubu hakimane ile yapardı, ikna ile yapardı, zor kullanmamıştır. ATATÜRK, yaptığı inkılâplarda çok sabırlı adamdı. Sonuna kadar dinler ve ikna ederdi.
İPEKÇİ - Cumhuriyet rejimi tek partili bir rejim olarak mı devam ettirmek istiyordu? Yoksa çok partili bir rejimi samimi olarak düşünmüş müydü ATATÜRK?
KILIÇ - ATATÜRK 'ün hayatında en büyük emeli, bir gün Reisi Cumhurluktan çekilip, muhalif bir partinin başına geçip muhalefete geçmek idi.
İPEKÇİ - Öyle mi?
KILIÇ - Evet. Bunu samimi olarak daima söylerdi. Hatta lâtife ederdi, lâtife değil de hususi maksatla söylerdi: <<Reisi Cumhur kim olsa olabilir>> derdi. Nuri Conker'i gösterirdi: <<Hatta Nuri Bey'de olabilir>> derdi... Yani Reisi Cumhur herkes olabilir. Fakat muhalefet mühim bir meseledir demek isterdi. ATATÜRK, gayet samimi olarak Terakkiperverleri, Serbest Fırkayı kabul etmişti. Ne yazık ki yürütemediler ve bundan dolayı çok müteessir olmuştur Atatürk.
İPEKÇİ - Neden yürümemişti o tecrübeler?
KILIÇ - Mesela Serbest Fırkayı nazara alalım. ATATÜRK, Serbest Fırka için Fethi Bey'le görüşürken ben vardım. ATATÜRK diyordu ki, <<Her önüne gelen vekil cebine iki mektup alıp geliyor, güllük gülistanlık gösteriyor her şeyi. Meclis'te bir politik muhalefet yok ki, ben vaziyetin esasını anlayayım. Sen bu vazifeyi yapacaksın>> O sıralarda bir seyahat yapmıştık biz, Büyük bir seyahat yapmıştık. O seyahatte çok şikayetler almıştık. ATATÜRK çok üzüntülü döndü o seyahatten...
İPEKÇİ - Ne gibi şikayetlerdi bunlar, hatırlar mısınız?
KILIÇ - İdari. İsmet Paşa'nın şahsından, idareden, şuradan buradan çok büyük şikayetler vardı. Onun üzerine ATATÜRK samimi olarak bu partinin kurulmasına taraftar oldu. Hatta teşçi etti.
İPEKÇİ - Bu şikayetleri aldıktan sonra Fethi Bey'i çağırdı ve bir konuşma yaptı; orada siz de bulundunuz. Sonra ne oldu?
KILIÇ - Bir akşam Necmettin Molla'nın evine gittik, orada bu tahakkuk etti. Fethi Bey kabul etti, geldi işin başına geçti. Teşkilat yapmayacaktı.
İPEKÇİ - Parti teşkilatı yapmayacak mıydı?
KILIÇ - Evvela parti teşkilatını yapmayacaktı. Meclis'te muhalefet edecekti ve sonra yavaş yavaş teşkilatını memlekete temsil edecekti. Bu bir...
İPEKÇİ - Danışıklı döğüş...
KILIÇ - Danışıklı döğüş değil... Memleketin havasını bir kontrol etme meselesi. Fethi Bey de bu işe halisane girdi. Bu şartı da kabul etti...
İPEKÇİ - Bu şartı da kabul etti.
KILIÇ - Bu şartı da kabul etti. Yalnız, bazı arkadaşları maalesef bu şarta aykırı hareket ettiler. O da şundan oldu: Halk bu işi birdenbire tasvip etti. Serbest Fırka, birdenbire her taraftan büyük ilgi gördü. Kendileri de biz bu işi yaparız dediler. Akıllarınca belki de iktidara geçeceklerini düşündüler. O sıralarda İstanbul'da belediye intihap oluyordu. O belediye intihabına girmemeleri lazımdı. Çünkü ATATÜRK 'ün emirleri sırf Meclis'teki bir muhalefetti. Onlar halkın bu tasvibini görünce, İstanbul Belediye'si seçimine de girmeye karar verdiler.
İPEKÇİ - Demek ki, bu ATATÜRK 'e rağmen oldu.
KILIÇ - Evet, ATATÜRK 'e rağmen olmuştur. Hatta bir gün sofradaydık, yanımda Tahsin Bey oturuyordu. İstanbul'dan bir telgraf geldi kendisine. O telgraf üzerine Tahsin Bey ATATÜRK 'e: <<Müsaade ederseniz, İstanbul Belediye seçimine gireceğiz>> dedi. ATATÜRK : <<Kendinize güveniyor musunuz?>> diye sordu. Üzülmüştü biraz da... Benim anlayışım oydu o aralık... Tahsin Bey, <<Behemahal muvaffak olacağız>> dedi. ATATÜRK, <<Hodri meydan>> dedi, deyince laf kesildi. Bunun üzerine Tahsin Bey, bir kağıt kalem istedi garsonlardan... Ben yanında oturuyordum. Fethi Bey'e bir telgraf çekti. Gözüm ilişti, telgrafta diyor ki: <<İstanbul Belediye intihabına iştirak etmeniz Paşa Hazretleri'nin emirleri iktizasındandır.>> Ben derhal müdahale ettim. <<ATATÜRK daha tasvip buyurmuyor>> dedim. <<Canım ben böyle yazıyorum işte>> dedi.
Binaenaleyh, İstanbul seçimlerine girdiler, oradan başladılar. O günlerde idi. İzmir'de bir miting hazırlamışlardı. Fethi Bey'i çağırıyorlardı... Fethi Bey giderken Nuri Conker'i de aldı yanına... Güya Nuri Bey de oraya gidip itidale sevk edecekti onları. Çünkü, hakikatten şurada burada Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)'ne karşı hücumlar başladı... Ve gittiler... Orada malum bir nutuk verdi Fethi Bey... Halk galeyana geldi... O sıralarda İzmir çok fena vaziyetteydi. Halk, İsmet Paşa'nın resimlerini köpeklerin kuyruklarına takıyor ve sokaklara koyuveriyordu. Kahvelerdeki İsmet Paşa'nın resimlerine tabaklar atıyorlardı. Kötü bir şey, adeta bir isyan denilebilir İzmir'de.
İPEKÇİ - Yalnız İsmet Paşa'ya karşı mı?
KILIÇ - Cumhuriyet Halk Partisi'ne karşı, hükümet idaresine karşı... Fakat İsmet Paşa onun sembolü olduğu için gösteriler ona karşı...
Biz o sırada, Dolmabahçe Sarayı'ndaydık. İsmet Paşa, fena halde geldi ATATÜRK 'e. ATATÜRK yukarıda istirahat odasındaydı. Ben de oradaydım tesadüfen. İsmet Paşa, <<Paşam, Fethi Bey'i tevkif edeceğim>> dedi ve <<Çünkü vaziyet budur>> diye anlattı. ATATÜRK, <<Çok heyecanlısın, otur. Bir şey yaparız, hallederiz>> dedi. Bana emir verdi. Adliye Vekili Mahmut Esat Bey İzmir'deymiş. Onu bulmamı istedi. Zavallı Reşadiye Karakolu'nda kalmış, halkın yanından çıkamamış. Yani vaziyet orada bu kadar karışıktı. Sonra oradan Fethi Bey Balıkesir'e gitti. Balıkesir halkı o eski tekkelere ait olan bayraklarla, trampetlerle filân istasyona gelmişler. Fethi Bey'i karşılamışlar. Fethi Bey de düşmüş onların önüne <<Allah Allah İllallah>> diye, Balıkesir'in içine girmişler. Orada Baytar Basri isminde biri fena bir nutuk çekmiş, halkı galeyana getirmiş.
Bu aralık İstanbul'da Polis Müdürü Salih, bir telgraf getirdi Saraya...
Balıkesir'de bir tüccar hatırımda değil ismi, buradaki bir tüccara bir telgraf çekiyor: <<Fes stokun var mı?>> diye, ATATÜRK 'e bunu getirdiler. Telgrafı Hasan Rıza getirdi. ATATÜRK, bağdaş kurmuş oturuyordu köşede... Bu telgrafı görünce pek şaştı ve müteesir oldu; <<Ana, yaraya tam elimizi basmışız>> dedi ve <<Şimdi, yapacağımız şeyler var; İnkılap daha yerleşmemiş>> dedi ve onun üzerine işe vaziyet etti. Ve akşam sofrada daha oturulur oturulmaz, <<Bir kağıt kalem getirin>> dedi ve <<Fethi Bey bu işi yapamadınız. Memleketi allak bullak ettiniz, fesh edin fırkayı>> yazdı.
İPEKÇİ - Yani inkılapların tehliye düştüğünü gördüğü için vazgeçti.
KILIÇ - Derhal.
İPEKÇİ - Yani inkılaplar tehlikeye girmeseydi, aslında ATATÜRK çok partili rejimi devam ettirmek kararındaydı.
KILIÇ - Çok... Çok... Bakın size birşey göstereyim: ATATÜRK, sofrada vecizeler yaratırdı. Benim adetimdi; elimde sigara tabakasının arkasına, zarfın üstüne şurada burada hemen not ederdim. Bilirlerdi. Aslında ATATÜRK kimseye not ettirmez, <<Yazma onu>> diye işaret verirdi. Fakat benim yazdığımı gördüğü halde ses çıkarmazdı. Ve ertesi günü sorardı bana, okuttururdu... Şimdi bu mesele esnasında ATATÜRK 'ün bir akşam, mühim bir vecisesi vardır. Bakınız okuyayım size; <<Cumhuriyetçilik ve içtimai inkılap, laiklik ve teceddütperverlik Türk'ün öz malı ve şiarı haline geldiğini görmek benim için büyük bahtiyarlık olacaktır. Onun hululü çok yaklaşmıştır. O günden sonra medeniyet ve inkılap yolunun azimkâr yolcuları arasında elbette mülahaza farkları, tedbir ayrılıkları tabii olarak zühur eder. Bu ihtilaflarında millet için, memleket için, devlet için daima hayır ve rahmet doğacak>>
İPEKÇİ - Faraziyeler yürütmek aslında bir yerde mümkün değil, doğru da değil. Fakat şöyle bir şey sorabilir miyim size: ATATÜRK hayatta olsaydı, kendisinden sonra girişilen çok parti denemesinden alınan sonuçları nasıl karşılardı? Yani kendisinin fikirlerini yakinen bildiğiniz için size bunu sormak istiyorum.
KILIÇ - ATATÜRK sağ olsaydı partiler muhakkak çoğalacaktı. Ama bu muhakkak bir düzen dahilinde olacaktı ve bu suretle böyle söz ayağa düşmeyecekti.
İPEKÇİ - Nasıl bir düzen olabilirdi?
KILIÇ - Onu ben kestiremem. ATATÜRK öyle bir şimşekti ki, bir dakika içinde her şeyin çaresini, yolunu bulabilirdi. Bir çok tecrübesi vardır. Bunların, mesela isyan etmiş Şeyh Sait, kamçı sesleri taa Ankara'ya kadar geliyordu. Herkes ayakta, herkes heybesini dolduruyor. Ben şahsen hiç bir endişeye düşmemişimdir. Çünkü ATATÜRK vardır. Ve hakikatten de bir lâhzede onun çaresini düşünmüştür. Bunların hepsini düşünürdü O.
İPEKÇİ - Efendim derler ki, son yıllarda başlangıçtaki durumu kaybetmişti.
KILIÇ - Yalan! İftira.
İPEKÇİ - Yani o hastalığın ilerlediği devrelerde...
KILIÇ - Yalandır... Hastalığın ilerlediği günlerde dahi muntazam surette devlet işlerine alakadar idi. Sabahları muntazam gazetelerini okurdu. Hatta okuyamayacak elde tutamayacak hale geldiği zaman sehpa gibi bir şey getiriler oradan mütalaa ederlerdi. Hepsi iftiradan ibarettir söylediklerinin...
İPEKÇİ - Daha asabileşmesi gibi durum da yok muydu?
KILIÇ - ATATÜRK, her zaman asabi bir adamdı. İşler üzerinde asabi. Nazik, efendi, misafirperver olan adam işler üzerinde daima asabi olurdu. Ve hiç lâubaliliği sevmezdi.
İPEKÇİ - Not etmiş olduğunuz başka vecizeler var mı efendim?
KILIÇ - Bu şimdiki mevzumuza ait bir şey anlatayım.
İPEKÇİ - Yani not ettiğiniz bir vecize mi?
KILIÇ - Vesika, işte görüyorsunuz. ATATÜRK şöyle buyurmuştu: <<Tek fırkalı bir Meclis'te bâhusus o fırka, hadise ve vak'aların şükûhlandırdığı bir reisin kurduğu teşekkül olunca, o teşekküle istinat eden hükümeti mesuliyet esasına dayanan ciddi bir mürakabe, imkansız olur. Ben inkılâp yapmışım, bir devlet kurmuşum. Hâdisat ismimi, şahsımı, kanunlarla, Meclis ile hadisat ile karıştırmış. Milletin itimadı var. Böylece devam edip gidiyor. Fakat bu doğru gidiş değildir. Benden sonrası ne olacak? Samimi bir mürakabe teessüs etmedikçe hükümet de ve iş başında bulunanlar da tahtı şuurlarında saklı, gizli ve hususi emel ve heveslerini devletin hakiki ihtiyaçlarından ayıramazlar. Hükümeti ve erkânı hükümeti hatadan ve bu hatalar yüzünden devleti zararlardan vikâye etmek için bir muhalif fırkaya ihtiyaç zahirdir. Başladığımız inkılâbı ikmâl edelim, en büyük emelim devlet riyasetinden çekilip fırkanın başına geçmek ve orada milletin selâmet ve itilası namına fikir ve prensip mücadelesi yapmaktır.>>
İPEKÇİ - Bu sözler Serbest Fırka denemesinden önce oluyor.
KILIÇ - O günlere ait notlardı.
İPEKÇİ - Efendim sizce bugün ATATÜRK inkılaplarından taviz verilmiş durumda mıyız?
KILIÇ - Baştan nihayete kadar. İçim sızlayarak bunu söylüyorum. Görüyorsunuz siz de.
İPEKÇİ - Hangi inkılapların bilhassa tavize uğradığını düşünüyorsunuz?
KILIÇ - ATATÜRK 'ün herhangi bir inkılabı değil, bütün inkılapları zedelenmektedir. Size katiyetle şunu söyleyeyim ki, ATATÜRK şu son zamanlarda sistem dahilinde zedelenmektedir. Bundan dolayı memleketi ve bilhassa gençliği ben bu noktayı nazara celp etmek isterim.
İPEKÇİ - ATATÜRK inkılabından verilen tavizlerden kimleri sorumlu tutarsınız?
KILIÇ - Valla açık söyleyeyim. Baştan A'dan Z'ye kadar devleti idare edenlerin hepsi sorumludur.
İPEKÇİ - Efendim bir de ATATÜRK 'ün kurduğu "Komünist Partisi" meselesi vardır. O konuda bildikleriniz nedir?
KILIÇ - Efendim bu muvazaalı yapılmış bir parti idi. O zaman memlekette bilhassa Eskişehir'de böyle bir şey başlamıştı. Hatırımda kaldığına nazaran Meclis'in içinde bir iki mebus ve bir kaza kaymakamı, Eskişehir'de Çerkez Ethem, Arif Oruç, böyle bir teşebbüsleri vardı. Ordu ile alakadar olmaya başladıkları işitiliyordu.
İPEKÇİ - Bu teşebbüsün maksadı neydi?
KILIÇ - Teşkilât, komünizm teşkilâtı yapmak... Bunu önlemek için ATATÜRK böyle bir muvazaalı yani <<onların bu işi yapmasına lüzum yok, memlekette esasen vardır>> düşüncesiyle muvazaalı bir parti kurmayı tensip etmişlerdi, emretmişlerdi. O partide hatta ben de aza idim. Topçu İhsan vardı. Bursa Mebusu Muhittin vardı, Hakkı Behiç vardı. Yunus Nadi vardı. Konya Mebusu Refik Bey vardı. Yani ATATÜRK 'ün en yakından itimat ettiği insanlar vardı. Fakat maalesef sonra aramızda bulunan arkadaşların bazıları bunu ciddiye almak gibi bir hareket gösterdiler.
İPEKÇİ - Hangileriydi mesela?
KILIÇ - Mesela Allah rahmet eylesin, Hakkı Behiç Bey daha mütemayil idi, bu işte... ATATÜRK bunun üzerine mahzurlu gördü bu işi, derhal lağvetti.
İPEKÇİ - Size bu partiyi kurdururken vermiş olduğu bir talimat var mıydı?
KILIÇ - Hiç hiç yoktur... Şeklen bir parti vardı. Bundan ibaret.
İPEKÇİ - İşte o şekil konusunda herhangi bir şey söylemiş midir?
KILIÇ - Hiç bir şey söylememiştir. Ama usulen bir nizamnamesi falan olacaktı. Hatırımda değil şimdi. Böyle bir parti.
İPEKÇİ - Ne gibi mahsur gördü de kapattı?
KILIÇ - Niyetleri tamamen hariçle irtibatı temin etmek...
Görüyorsunuz bugün dahi herkes ATATÜRK 'ü istismar ediyor. Herkesin elinde ATATÜRK 'ün bayrağı var, şimdi bize düşen ve bütün memlekete düşen ve gençliğe düşen vazife ATATÜRK 'ü bu istismarcıların elinden kurtarmaktır Abdi Beyefendi...
İPEKÇİ - Teşekkür ederim efendim.




Yorumlar