Atatürk'ün el yazısı ile Türk Tarih Araştırma Kurumu'na direktifi: "Sinan'ın heykelini yapınız! 2 /VIII /1935, Saat ..."
- 30 Ara 2025
- 4 dakikada okunur

Atatürk, Atatürkçülük ve Çağdaş Türkiye araştırmalarına emek vermiş, aydın ve uzman yazarlarımıza göre, Atatürk 2 Ağustos 1935 günü Florya Köşkü'ndedir ve bir kağıda el yazısı ile Sinan'ın heykelini yapınız!" diye yazarak Türk Tarih Kurumu'na direktif vermiştir.
Ancak, Cumhurbaşkanı Mahmut Celâl Bayar’ın hususi arşivlerinden müsaadeleri alınarak Nazire Özel Şahingiray tarafından hazırlanan “Atatürk’ün Nöbet Defteri, 1931-1935” adlı eserin 2 Ağustos 1935 tarihli maddesine göre Atatürk, 2 Ağustos 1935 Cuma gününü tümüyle Dolmabahçe Sarayı'nda geçirmiştir:
-"2 - 8 - 1935: Atatürk saat 14.00 da uyandılar, dairelerinde meşgul oldular, bir yere çıkmadılar, 1.00 de yattılar."
Atatürk'ün el yazısı ile Türk Tarih Araştırma Kurumu'na direktiflerinde diğer bir tartışma konusu da belgede yazdıkları saat ile ilgilidir. Yazar Cemal Kutay ile Ahmet Bekir Palazoğlu'na göre söz konusu belge iki adettir ve ilki saat 22.30 da kurşun kalemle, ikincisi ise saat 22.50 de mürekkepli kalemle yazılmıştır.
"T.T.A.K.
Sinan'ın heykelini yapınız.
K. Atatürk
2.8.1935
Saat: 22.30"
"T.T.A.K.
Sinan'ın heykelini yapınız.
K. Atatürk
2.8.1935
Saat: 22.50"
Cemal Kutay, (Tarih Sohbetleri, C.2, s.83): "Ne demiş yukarıdaki iki klişede? Birincisinde, 2 Ağustos 1935, saat 22. 1/2 da, (yirmi iki buçukta) kurşun kalemle Sinan'ın heykelini yapınız!, diyor, yirmi dakika sonra da mürekkep kalemle aynı dileği yine el yazısı ile tekrarlıyor Sinan'ın heykelini yapınız!.."
Ahmet Bekir Palazoğlu: "Atatürk, önce kurşun kalemle yazdığı direktifini, daha sonra mürekkeple tekrar yukarıdaki şekliyle yazmıştır. Kurşun kalemle yazdığı direktifine tarih ve saat -2 Ağustos 1935, Saat: 22.30- şeklindedir."
Prof. Dr. A. Afet İnan imzalı "Mimar Koca Sinan, 1956 Ankara, s.67." adlı eserde servis edilen belge de "saat 22.50" yazmaktadır.
Prof. Dr. A.Afet İnan ("Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1959, s.177, 179-180.) bu konu hakkında şunları anlatmaktadır:
"Atatürk bilindiği gibi tarih incelemeleri yapan ve buna önem veren bir insandı. Ancak bir devlet adamı olduğu düşünülünce onun sadece siyasi ve askeri tarihlerle uğraştığı ve o sahalarda yetişmiş insanların tanınmasını ve hatta heykellerinin yapılmasını istemiş olduğu düşünülebilir. Bu yön de doğrudur. Mesela İstanbul'da Fatih'in, Kanuni Süleyman'ın ve diğer Türklüğe şeref getirmiş Osmanlı devlet adamlarının heykel ve abidelerini görmeyi arzulamıştır. Nitekim kendi zamanında büyük denizci Barbaros Hayrettin'in İstanbul'da dikilecek heykeline özel ilgi göstermiştir.
1935 yılında Türk Tarih Kurumu, Mimar Sinan'ın eserleri üzerinde bir çalışma programı hazırlamıştı. Bu Türk büyüğü için hazırlanacak eser, evvela vesikalara dayanan bir biyografyası, O'nun bizzat veya zamanında inşa edilen eserlerin röleveleri, resimleri ve nihayet bu dünya çapında büyük mimarın yaşadığı asırdaki dünya mimarı eserleriyle mukayese ve tahlil yapan bir incelemesi olacaktı. Türk Tarih Kurumu Koruyucu Başkanı Atatürk'e, bu mevzular anlatılarak fikir ve muvafakati alınmıştı.
Bir gün depo olarak kullanılan Ayasofya Camii yanındaki Mimar Sinan'ın yaptığı hamamdan bahsedilmişti. Onu General Kâzım Dirik ile gezmeye gittiğim zaman, General burasını bir halı müzesi haline getirmeyi teklif etmişti. Bu münasebetle Florya'da Atatürk'ün yanında bulunanlar arasında bu meseleler görüşülürken, Mimar Sinan'a bugünkü neslin bir şükran ifadesi olmak üzere, onun heykelinin yapılması icap ettiği üzerinde durulmuştu.
Heykelin dikilmesi lazım gelen yer için muhtelif meydanlar ileri sürüldü. Benim aklıma, yeni gezdiğim Ayasofya ile Sultan Ahmet arasındaki park gelmişti. Çünkü, oradaki kendi mütevazi eserinin yanına ve büyük destek duvarlarıyla Ayasofya'yı asırların mukavemetine hazırlayan, büyük Türk mimarının hatırasını ebedileştirecek bir anıt için burasını, ona layık bir meydan olarak buluyordum.
Atatürk, bu parkı beğenmişti, fakat çeşitli fikirleri dinlemekle beraber, Sinan anıtının dikileceği yer üzerinde kesin bir şey söylemedi. Bu münasebetle Türk Tarih Kurumu'na hitaben "Sinan'ın heykelini yapınız" diye yazarak imzasını attı (2 Ağustos 1935). Bir de asıl kendisi, Süleymaniye'de bir Sinan sitesini ihya etmek ve bütün onun yaptığı eserleri restore ettirerek yeni ihtiyaçlara göre kullandırmak istemiştir. Bu fikirler ilerlemiş ve bazıları tatbik edilmiştir."
Prof. Dr. Afet İnan ayrıca:
"Bilhassa heykel işini, Türk Tarih Kurumu ele alarak İstanbul'dan gayrı Ankara'da Hacettepe parkına, ki o zaman daha park yapılmamıştı, kayalık yamaçlarından bir amfiteatr yapılarak ve burada Mimar Sinan için bir açık hava kürsüsü kurarak, her yıl onun Ankara'daki eserinin, Cenabi Ahmet Paşa Camii karşısında, Türk mimar ve mühendislerinin, onu anması teklif edilmişti (merhum Mimar Zühtü). Bu amaçla hükümet ile de ilişki kurarak Türk Tarih Kurumu adına bu yerleri gezdik. Bu arada asıl camiinin askeri depoluktan* çıkarılarak tamir ettirilmesini Atatürk'ten rica ettik.
İsmet İnönü Hükümeti bu isteğimizi yerine getirdi ve camiyi depoluktan çıkararak yeni baştan tamir ettirdi. Ancak, heykel ve açık hava kürsüsünü gerçekleştirmek için maddi olanak bulamadık ve üzerinde çalışamadık. Atatürk'ün ölümünden sonra Türk Tarih Kurumu bu iş üzerinde durmuştur. Açık hava amfiteatrı gerçekleşemeyince, sadece heykeli üzerinde çalışılmış ve yer olarak da Ankara'da Sağlık Bakanlığı'nın karşısında, Lozan meydanındaki çamlığın bittiği yere konulmak için hükümetçe karar verilmişti."
Sonuç: Emlak ve Kredi Bankası'nın Heykeltıraş Hüseyin Anka Özkan'a yaptırdığı Mimar Sinan heykeli, Atatürk'ün direktifinden yirmi bir yıl sonra yani 1956 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin önüne dikilmiştir.
1985 yılında UNESCO Mimar Sinan'ın ölümünün 400. Yıldönümü olan 1988 yılını Uluslararası Mimar Sinan yılı ilan etmiştir. Süha Arın, bu münasebetle Bankalar Birliği ile yaptığı sponsorluk anlaşması ile Mimar Sinan'ın eserlerine yönelik "Dünya Durdukça" adlı bir dizi belgesel projesi hazırlamak için harekete geçmiştir. MTV bünyesinde Mimar Sinan Araştırma Merkezi kurulmuştur. Farsça, Arapça ve Osmanlıca uzmanları, mimarlar, sanat tarihçileri gibi alanında uzman bilim adamları bu proje için bir araya gelmiştir. Merkez bünyesinde Mimar Sinan ile ilgili yazılmış bütün çalışmalar toplatılmıştır.
Emlak Bankası sponsorluğunda Süha Arın'ın Mimar Sinan ile ilgili yaptığı başka bir belgesel de "Mimar Sinan'ın Anıları" adlı çalışmasıdır. Film de usta mimarın kendisi tarafından kaleme aşınan Tezküret'ül Bünyân" adlı el yazması kitap konu edilmiştir.
Mimar Sinan’ın tüm hayatı boyunca yaptığı ya da kendisine atfedilen eserlere yer veren kaynakların başlıcaları ise şöyledir:
-Topkapı Sarayı’nda müsvedde halde bulunan ve yazarı bilinmeyen “Adsız Risale”,
-Tuhfet’ül Mimarin’in ilk kaleme alınan müsveddesi olan “Risalet’ül-Mimariyye”,
-Yazarının Asarı olduğu düşünülen “Tuhfet’ül- Mimarin”,
-Sai Mustafa Çelebi’nin kaleme aldığı “Tezkiret-ül-Enbiye”, yine Sai Mustafa Çelebi’nin eseri olan ve Ahmet Cevdet Paşa tarafından bastırılan “Tezkiret’ül- Bünyan”,
-Şair Eyyubi’nin Kanuni Sultan Süleyman’ın su yolları inşaatına ait “Padişahname” adlı eser,
-Dayazade Mustafa Efendi’nin Edirne’deki Sultan Selim Camii hakkında yazdığı “Selimiye”.



Yorumlar