top of page

(...)"Erzurum'dan Zübeyde Hanım'a mektup (Ağustos 1919): Yakında Meclisi Mebusan toplanacak ve meşru bir hükümet iktidar mevkiine geçecektir. Ben de ihtimal o zaman İstanbul'a geleceğim.

  • 5 Nis
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 6 Nis


Kaynaklarımızda(*) okuyacağımız mektubun hangi tarihte yazıldığı belirtilmemiştir. Mustafa Kemal Paşa'nın, resmi yazışmalarından Erzurum'dan Sivas'a gitmek üzere 29 Ağustos 1919 günü ayrıldığı anlaşılmaktadır. Mektup 'ta "Ben birkaç güne kadar bir kongre için Sivas'a gideceğim. Tekrar Erzurum'a döneceğim." yazmaktadır. Prof. Dr. M. Utkan Kocatürk, mektubun yazıldığı günü 27 Ağustos 1919 olarak belirtmiştir (Bkz. "Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü", Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, -yayın yılı yok- s.102-103.).


Mustafa Kemal Paşa'nın Erzurum'dan ayrılmadan önce annesi Zübeyde Hanımefendi'ye 27 Ağustos 1919 yazdığı mektup:


"Muhterem Valideciğim,


İstanbul'dan ayrılışımdan beri sizlere ancak birkaç telgraftan başka bir şey yazmadım. Bu sebeple büyük merak içinde kaldığınızı tahmin ediyorum. Bilhassa hakkımda gerek ötekinden berikinden ve gerek gazetelerden işittiğiniz eksik haberler şüphesiz merakınızı artırmıştır. Şimdi vereceğim bilgilerle tatmin olacağınız için endişe duyacak hiçbir şey yoktur.


Malumunuzdur ki, daha İstanbul'da iken yabancı kuvvetlerin devleti, milleti fevkalade sıkıştırmakta ve millete hizmet edebilecek ne kadar adamımız varsa cümlesini hapis ve tevkif ve bir kısmını da Malta'ya sürüp eziyet etmekte pek ileri gidiyorlardı. Bana nasılsa ilişmemişlerdi. Fakat 3. Ordu Müfettişi olarak Samsun'a ayak basar basmaz İngilizler benden şüphelendiler. Hükümete benim gidiş nedenimi sordular.


Nihayet İstanbul'a getirilmemi talep ve bunda da ısrar ettiler. Hükümet beni kandırarak İstanbul'a getirmek ve İngilizlere teslim etmek istedi. Bunun derhal farkına vardım. Ve bittabi kendi ayağımla gidip esir olmam doğru değildi. Padişahımıza hakikati hali yazdım. Ve gelmeyeceğimi arz ettim. Zatı şahane de evvela bunu uygun gördü. Fakat daha sonra İngilizlerin baskısı çoğaldı. Nihayet o da İstanbul'a dönmemi irade etti.


Bu surette artık resmi makamımda kalmaya imkân görmediğim gibi, askerliğimi muhafaza ettikçe İngilizlerin ve hükümetin hakkımdaki ısrarına karşı konulamayacaktı. Bir tarafında bütün Anadolu halkı, tekmil millet hakkımda büyük sevgi ve güven gösterdi, (Seni bırakmayız dediler.) Hakikatten vatan ve milletimizi kurtarabilmek için yegâne çare askerliği bırakıp serbest olarak milletin başına geçmek ve milleti yekvücut bir hale getirmekle doğacak kudret ve milli hareketi iyi kullanmaktan başka çare düşünülmüş değildi. Dolayısıyla bende öyle yaptım. Elhamdülillah başarılı oluyorum. Pek yakında maddi neticeyi bütün cihan görecektir. Ben bu şekilde hareket edince İngilizler derhal yalvarmaya başladı. Ve beni kazanmaya çalıştı. Her şeyi inkâr ettiler. Ve bütün suçu bizim hükümete attılar. Hakikatten hükümet de benimle uğraşmak istedi. Fakat kuvveti buna elverişli gelmedi. Ve gelemez.


Daha bir zaman bu şekilde Anadolu içinde çalışmakla her şey hallolacaktır. Yakında Meclisi Mebusan toplanacak ve meşru bir hükümet iktidar mevkiine geçecektir. Ben de ihtimal o zaman İstanbul'a geleceğim. Sıhhat ve afiyetimi, katiyen hiç merak ve endişe etmeyin.


2.Salih Bey (Fansa) Fuat Bey'den alacağını alabildi mi? Bunu bilgi almak bakımından soruyorum. yoksa her ne olursa olsun elhamdülillah hiç önemi yoktur. Siz müsterih olunuz. Ve bir sıkıntınız olursa derhal bildiriniz.


3.Bu mektubumu getirecek olan (...) size benim hakkımda istediğiniz kadar bilgi verecektir. Kendisi ile bana bazı elbiselerimi gönderiniz.


4.Hemşiremin sıhhati nasıldır? Eve hangi bir taraftan saldırıda bulunuldu mu? Hâlâ orada mısınız? Çocuklar ne yapıyor, büyüdüler mi?


5.Salih Bey'le (Fansa) madam Salih (Salih Fansa) inşallah sıhhat ve afiyettedirler. Ben daima kendilerini yâd ediyorum. Madamın benim hakkımda bir rüyası vardı. Galiba o çıkacaktır. İnşallah yakında büyük sevinçle görüşeceğiz.


6.Ben birkaç güne kadar bir kongre için Sivas'a gideceğim. Tekrar Erzurum'a döneceğim. Tekrar ediyorum. Her işittiğinize önem vermeyiniz. Pekâlâ bilirsiniz ki ben yaptığımı bilirim. Netice görmeseydim başlamazdım. Saygıyla ellerinizden, hemşiremin gözlerinden öperim.


Salih'in (Bozok) gözlerinden öperim. Bana İstanbul havadisi vermesini beklerim."


Kaynakça:


*-Salih Bozok-Cemil S. Bozok, "Hep Atatürk'ün Yanında", Çağdaş Yayınları İstanbul, Mayıs 1985, s.191-193.


*-"Atatürk'ün Özel Mektupları", Derleyen Sadi Borak, Kaynak Yayınları, İstanbul, Mart 1998, s.203-205.


Yakında Meclisi Mebusan toplanacak ve meşru bir hükümet iktidar mevkiine geçecektir. Ben de ihtimal o zaman İstanbul'a geleceğim. 


Meclis-i Mebusan ve Meclis-î Âyan'lı iki Osmanlı parlamentosu 1920'ye kadar bu şeklini korumuştur. 1908'den 1920'ye kadar dört seçim yapılmış, 1914 seçimleriyle oluşan 3'üncü devre Cihan Harbi nedeniyle bir yıl uzatılmış; ancak Zatı Şahane (Padişah Vahdettin)'in iradesiyle 21 Aralık 1918'de feshedilmiştir. Bu tarihten 12 Ocak 1920'ye kadar kapalı kaldığı dönemde Ahmet Tevfik Paşa bir (13.1.1919 - 3.3.1919); Damat Ferit Paşa ise üç hükümet kurmuştur (4.3.1919 - 30.9.1919). Bu dönemde çıkan anlaşmazlık sonucu Damat Ferit Paşa istifa etmiştir. 2 Ekim 1919'da kurulan Ali Rıza Paşa hükümeti, Anadolu'da yükselen Millî Mücadele ile Sivas'ta bulunan Heyet-i Temsiliye ile uzlaşma kararı alarak, Bahriye Nazırı Salih Paşa'yı Amasya'ya göndermiştir. Heyet-i Temsiliye'den Mustafa Kemal ve Salih Paşa arasında imzalanan protokol gereği "Seçimlerin yapılıp Meclisin acele toplanması, İstanbul ile Anadolu arasında diyaloğun" sağlanması kararlaştırılmıştır.


Osmanlı Parlamentosu'nun son meclisini oluşturacak Aralık 1919 seçimleri sadece Anadolu ve Trakya'da yapılmış; Yemen / Hicaz / Irak / Suriye / Lübnan / Filistin / Libya / Ege Adaları ve Rumeli'den mebus gelmemiş; "Memalik-i Şahane" olarak nitelenen imparatorluk coğrafyası tarihe karışmıştı. Arap, Rum ve Ermeniler seçime katılmamış, Meclis, sanki Millî Parlamento'ya evrilmiş, Anadolu'ya hakim olan Müdafaa-i Hukuk Hareketi'nin başarısıyla sonuçlanmıştır.


Nihayet 21 Aralık 1918'den itibaren kapalı olan Osmanlı Parlamentosu (Meclis-i Mebusan) 12 Ocak 336 (1920) Pazartesi günü, en yaşlı üye İlyas Sami Bey (Muş) başkanlığında çalışmaya başlamıştır. Aralık 1919 seçimlerinde Mustafa Kemal Paşa 268 oy ile Erzurum'dan mebus seçilmiş, ancak İstanbul'a gitmeyerek Heyet-i Temsiliye başında Ankara'da kalmıştır. Gönderdiği izin dilekçesi 23 Şubat 336 (1920) tarihli celsede tartışmasız kabul edilmiştir: (MMZC, Dördüncü Devre-i İntihabiye, 8 İnikad, 9 Şubat 336 (1920), s.168'den aktaran; Osman Selim Kocahanoğlu, "Atatürk - Rauf Orbay Kavgası" s.227-228'de dip not no:423.)


"Meclisi Mebusan Riyaseti Celilesine, Hastalığıma binaeen bugünlerde hareketime imkan yoktur. Mezun addedilmekliğimi istirham eylerim.

Erzurum Mebusu

Mustafa Kemal." (Bkz: MMZC, Dördüncü Devre-i İntihabiye, 8 İnikad, 9 Şubat 336 (1920), s.168'den aktaran; Osman Selim Kocahanoğlu, "Atatürk - Rauf Orbay Kavgası" s.227-228'de dip not no:423.)


Not:

Dr. Mehmet Kılıç, "ATATÜRK Bir Dâhinin Yaşam Öyküsü " adlı eserinde mektubun tarihini 1 Ağustos 1335 [1919] olarak verir ve mektubu sadeleştirerek okuyucusuyla şu şekilde paylaşır:


"Muhterem Valideciğim,


İstanbul'dan ayrılışımdan beri sizlere ancak birkaç telgraftan başka bir şey yazamadım. Bu sebeple büyük merak içinde kaldığınızı tahmin ediyorum. Bilhassa hakkımda ötekinden berikinden ve gerek gazetelerde işittiğiniz doğru olmayan haberler şüphesiz merakınızı artırmıştır. Şimdi vereceğim bilgilerle tatmin olacağınız için endişe duyacak hiçbir şey yoktur.


Biliyordunuz ki, daha İstanbul'da iken yabancı devletler, devleti ve ulusu fevkalade sıkıştırmakta ve millete hizmet edebilecek ne kadar adamımız varsa hepsini hapis ve tevkifle bir kısmını da Malta'ya sürerek herkesi sıkıntıya sokmakta pek ileri gidiyorlardı. Bana nasılsa ilişmemişlerdi. Fakat 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun'a ayak basar basmaz İngilizler benden şüphelendiler, hükümete benim gidiş nedenimi sordular.


Nihayet benim İstanbul'a çağrılmamı istediler, bunda da ısrar ettiler. Hükümet de beni kandırarak İstanbul'a gelmemi ve İngilizlere teslim olmamı sağlamak istedi. Bunun derhal farkına vardım. Tabiatıyla kendi ayağımla gidip esir olmam doğru değildi. Padişahımıza gerçek durumu yazdım ve gelmeyeceğimi bildirdim. Zatı şahane de önce uygun buldu. Fakat daha sonra İngilizlerin baskısı artmıştı. Sonunda O'da İstanbul'a dönmemi emretti.


Bu surette artık resmi görevimde kalmaya imkân görmediğim gibi askerliğimi sürdürdükçe

de İngilizlerin ve hükümetin hakkımdaki ısrarına karşı durulamayacaktı. Bir taraftan da bütün Anadolu halkı, tüm ulus hakkımda büyük sevgi ve güven gösterdi, 'seni bırakmayız' dediler. Gerçekte vatan ve milletimizi kurtarabilmek için tek çare askerliği bırakıp serbest olarak milletin başına geçmek ve milleti yekvücut bir hale getirmekle doğacak kudret ve ulusal gücü kullanmaktan başka çare yoktu. Bende öyle yaptım. Elhamdülillah başarılı oluyorum. Pek yakında elle tutulur sonucu bütün dünya görecektir. Ben bu suretle hareket edince İngilizler derhal yalvarmaya başladı ve beni kazanmaya çalıştı. Her şeyi inkâr ettiler ve bütün suçu bizim hükümete attılar. Gerçekten hükümet de benimle uğraşmak istedi. Fakat gücü bana yetmedi ve yetmez.


Daha bir zaman bu şekilde Anadolu içinde çalışmakla her şey hal olunacaktır. Yakında Millet Meclisi toplanacak ve meşru bir hükümet iktidara geçecektir. Ben de ihtimal o zaman İstanbul'a geleceğim. Sıhhat ve afiyetteyim, katiyen hiç merak etmeyin.


Mustafa Kemal" (Bkz: Dr. Mehmet Kılıç, "ATATÜRK Bir Dâhinin Yaşam Öyküsü " Nobel Akademik Yayıncılık Eğitim ve Danışmanlık Tic. LTD. ŞTİ: Sertifika No: 40.340, 3.Basım, Kasım 2023, s:286-287.)



 
 
 

Yorumlar


© 2025 ataturkunizinde.com tüm hakları saklıdır.

bottom of page