top of page

"Matmazel, bu hakikatin Türklerin büyük bir kısmı tarafından bile bilinmemesi ne kadar esef vericidir!

  • 17 Mar
  • 3 dakikada okunur

"14 Temmuz 1918, Pazar

Elbogen' Bir Gezinti:


14 Temmuz 1918, Pazar, saat 4 buçukta evde Matmazel Brandner'i bekliyordum. Dün Karlsbad'ın güneybatısında 15 kilometre uzaklıkta bulunan ve eski şatosuyla, tanınan Elbongen'e otomobille gitmeye karar vermiştik.


Otomobil dün ısmarlanmıştı. Karlsbad şehrinden kalabalığın içinden geçerken saat 5'ti. Otomobil Eger nehir kıyısındaki yolu takip ediyordu. Donitz'i Tich'i arkamızda bıraktık. Hans Heiling restoranına yaklaşıyorduk, Matmazel Brandner Türk ordusuna ilgi duyar gibi görünüyordu. Bana ordularımızın sayısı ve mevcutları hakkında soru sormuştu.


Cevaplarımda yeterince kuvvetli ordularımız bulunduğunu açıkladım.


-Bu beni çok şaşırtıyor! dedi. Türkiye 1911'den beri hiç durmadan harp ediyor. Bu harpten sonra diğeri onu takip etti, değil mi? Türk-İtalyan harbi, Balkan harbi ve sonra da 4 yıldır süren bu Harb-i Umumî. Türkiye'nin her türlü kaynağının, özellikle ordunun hemen hemen tükenmiş olduğu düşünülebilir! Harp sahalarında öldürmek için bu kadar insanı nerede buluyorsunuz?


O zaman kendisine dedim ki:


-Öyleyse bana müsaade edin de size izah edeyim:


Türk-İtalyan harbi sırasında Türkiye kendi kuvvetlerini kullanamadı. Biliyorsunuz ki İtalyanlar harp ilan etmeden bizi yakaladılar. Deniz yolunu kestiler. Osmanlı Afrikası, ordusuz, İtalyan kuşatmasına bırakıldı. İtalyanlar, hiç engelsiz, Trablusgarp'ı, Bingazi'yi, Derne'yi ve Akdeniz kıyısı şehirlerini işgal ettiler. Şayet İtalyan silahlı kuvvetleri bir sene boyunca, baştan barışa kadar dövüştülerse onları döven düzenli ordu değildi, hayır Matmazel, bunlar sadece çöl göçmenlerinin başında birkaç Türk kumandanıydı.


Bizzat ben oradaydım ve Cyrénaigue Derne kuvvetlerine kumanda ediyordum. Görüyorsunuz ki, Matmazel, bu harpte Türk ordusuna hiç dokunulmamıştır.


Balkan harbi ise Türk ordusunun katıldığı bir harp değildir. Bu bambaşka bir şeydi, bir bozgundu! Fakat Türk ordusunun bozgunu değildi, hayır hiç değil, bu Türkiye'deki eskinin yıkılması, Türk ordusunun başındaki bilgisiz kumanda heyetinin geri çekilmesiydi.


Balkan kuvvetleri, bu harbin sonuçlarını, o dönemde Türkiye'ye hâkim olan şahısların bilgisizliğine borçludur.


Denilebilir ki, bu harp de Türkiye için bir sürprizdi. Ordu birleşebilmek ve bir plana göre toplanabilmek için yeterli zaman bulamamıştı. Öncü birlikleriyle düşman hücumları karşılanmıştı.


Büyük ve hakiki Türk ordusu oluşturulamamıştı. Öyle zamanlar olmuştur ki, milleti orduya çağırmak yerine birlikler terhis edilmiştir. Bütün iktidarı ellerinde tutan birkaç şahsın bilgisizliği, cesaretle müdafaa edilebilecek kabiliyetteyken ve kabiliyette olan bir orduyu kullanmadan, memleketin en kıymetli kısmını düşmana ikram etti. Bugünkü harp çıkmadan önce, Türkiye'nin yeniden eski durumuna gelmesi için, sadece bir sene bulunduğu bir hakikattir. Böyle kısa bir zamanda büyük bir şey yapılamayacağı aşikârdır. Fakat her şeyden kuvvetli olan zaman, gençliği eskinin yerine geçirmek için, olay olarak, uygun zamanı sağlamıştı.


Genç bir subay olan Enver, Avrupa Türkiye'sinin kaybının bir neticesi olan donuk dönemden faydalanarak, Harbiye Nâzırı olarak Osmanlı ordusunun başına geçti. Orduya ilk ve en büyük hizmeti, orduyu o eski kumaş parçalarından kurtarması olmuştur.


Aklın eline geçtikten sonra, ordu öylesine çabuk çehresini değiştirdi ki, Çanakkale'de İngilizleri yenerek, Galiçya'da Avusturyalılara yardım ederek, Makedonya ve Romanya'da müttefiki ordularla muzafferane işbirliğinde bulunarak, kıymetini çabucak göstermede gecikmedi.


Kısacası Matmazel, eğer Türkler bu Umumi Harbe girmemiş olsalardı, müttefiklerin lehine görünen bugünkü askeri durum tam tersini gösterirdi diye iddialarda bulunmakta bir sakınca görmüyorum.


Türklerin Çanakkale'deki zaferlerini gördükten sonradır ki, Bulgaristan Türk dostlarıyla beraber harbe girmek lüzumuna inanmıştır.


Eğer Hindenburg Türk ordusunun yardımıyla Galiçya dağlarında ilerleyen Rus ordularını geri çevirmeseydi, Hindenburg, Hindenburg olamazdı.


Eğer Kafkasya'da, Mezopotamya'da Filistin'de nihayet bütün Türkiye hudutlarında, Türk ordusu önündeki Rus, İngiliz ve Fransız kitlelerini tutmamış olsaydı ve eğer Türkiye memleketinin bazı kısımlarını feda etmeseydi, Alman ordusunun bugünkü gibi dayanabilmesine inanılır mıydı? Matmazel, hayır! Bu hakikatin Türklerin büyük bir kısmı tarafından bile bilinmemesi ne kadar esef vericidir!"


Kaynakça:

Prof. Dr. Ayşe Afet İnan, "M. Kemal Atatürk'ün Karlsbad Hatıraları", Türk Tarih Kurumu Yayınları, XXIII, Dizi - Sa.7, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1983.


Not: Prof. Dr. Ayşe Afet İnan'ın açıklamasına göre, hatıra defterleri 6 tanedir, toplam 158 sayfadır ve altıncı defterin yalnızca bir sayfası doludur. Karlsbad anıları, ne yazık ki kesilip biçilerek yayımlanmıştır. Bütün çabalarımıza rağmen, kesilen bölümlere şimdilik ulaşılamamıştır.

 
 
 

Yorumlar


© 2025 ataturkunizinde.com tüm hakları saklıdır.

bottom of page