Ahmet Emin Yalman'ın Babası Atatürk'ün Hocası İdi:
- 17 Ara 2025
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 3 Oca

Nazire Özel Şahingiray tarafından hazırlanan, “Atatürk’ün Nöbet Defteri, 1931-1935” adlı eser, Cumhurbaşkanı Mahmut Celâl Bayar’ın hususi arşivlerinden müsaadeleri alınarak, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü tarafından 1955’te yayımlanmıştır.
Bu kitap içinde, Atatürk’ün, 1-XI-1931’den 10-IX-1938 tarihine kadar geçen müddet zarfındaki hayatını bulmaktayız. Bu iki tarih arasındaki, nöbet defterlerinde yer alan konuları şöyle bir tasnife tabi tutabiliriz:
1—Atatürk ne zaman uyanmıştır?
2—Atatürk ne ile meşgul olmuştur?
3—Atatürk nereye gitmiştir?
4—Atatürk kimlerle temasta bulunmuştur?
5—Atatürk ne zaman yatmıştır?
Defterleri tetkik ettiğimiz zaman görüyoruz ki Atatürk, 23 Ocak 1936 gecesi saat 24.30’da Karpiç Lokantası’na gitmiştir:
“23-1-1936:
1— Atatürk saat 15.00 da uyandılar, bir yere çıkmadılar. Gece 24.30 da Karpiç’e teşrif ettiler, 3.00 te avdet buyurdular ve yattılar.
2—Nöbeti Bay Şükrü Özer’e bıraktığımı arz ederim.
Kabul edilenler:
1-General Ali Hikmet
2-Bay Saffet Arıkan
3-Bay Rasim Ferit
4-Bay Edip Servet
5-Bay Müfit Özdeş
6-Bay İ. N. Dilmen
7-Bay Z. N. Yaltrun
8-Bay Dr. Hilmi
9-Bay Mehmet Somer
10-Saim Ali
İmza: C. Tolgay.” (Türk Tarih Kurumu Basımevi – Ankara, s.463)”
Çok genç yaşta Atatürk'ün silah ve mücadele arkadaşı, tinsel bedeninin ebediyete intikaline kadar da en güvendiği dostlarından Ali Kılıç (1885/8- 14 Temmuz 1971) ya da bilinen adıyla Kılıç Ali, 23 Ocak 1936 gecesi Atatürk ile beraber Karpiç Lokantası'na gitmiş, o gece yaşananları şöyle hikaye etmiştir:

(...)"Mustafa Kemal’in el yazısı o kadar iyi değilmiş. Fakat buna rağmen mektebin hattı Türki hocası olan Vatan gazetesi başmuharriri Ahmet Emin (Yalman) Beyin pederi Tevfik Bey imtihanları esnasında Mustafa Kemal’e daima tam numara verir ve numarasını kat’iyen kırmazmış. Bunu sırası geldikçe Atatürk anlatırlardı. Bu münasebetle ve yine sırası gelmişken bir hatırayı hikâye edeyim:
Bir akşam Ankara’da Atatürk’le beraber Karpiç’e yemeğe gitmiştik. Tesadüfen Ahmet Emin Bey de Refikası Rezzan Hanım ve diğer arkadaşlarıyla beraber orada, bir masada oturuyorlardı. Ahmet Emin Bey Birinci Büyük Millet Meclisi esnasında ve Cumhuriyetin ilanı sıralarında kendi görüş ve düşüncelerine göre, bazı muhalefet yazıları yazmıştı. Hatta bir aralık Şark İstiklal Mahkemesinde muhakeme altına da alınmıştı. Ahmet Emin Beyin bu muhakemesi arkadaşlarıyla birlikte beraat hükmüyle neticelendikten sonra, gazetecilikten çekilmeye karar vermiş hatta bir aralık mesleğini değiştirerek ticarete dahi başlamıştı.
O gece Karpiç lokantasına gelerek masaya oturduktan sonra Ahmet Emin Bey, Atatürk’ün gözüne ilişti ve bir aralık beni yanlarına çağırarak kulağıma:
"-Kılıç Ali, rica ederim Ahmet Emin Beyi sofraya davet et. Kendisiyle biraz konuşacağım."
Arzusunu izhar etti. O zaman Ahmet Emin Beyle birbirimizi yakından tanımıyorduk. Bugünkü dostluğumuz henüz yoktu. Hatta, aramız belki biraz da şeker renkti. Bunun için Atatürk’e:
"Paşam, müsaade ederseniz ben çağırmayayım. Emrederseniz başka bir arkadaş kendisini davet etsin, yahut haber gönderelim." Diye ricada bulundum. Fakat Atatürk kendisini benim davet etmekliğimin münasip olacağını söyledikleri için hemen emirlerini yaptım ve kendilerini sofraya çağırdım.
Ahmet Emin Bey ile refikasının sofraya gelmeleri üzerine Atatürk’ün aklına derhal hattı Türki hocası Tevfik Beyin askeri rüştiyesinde kendisine verdiği tam numaraya geldi ve bu hikayeyi mevzuubahis ederek:
(...)" Ahmet Emin Bey'in pederleri Tevfik Bey, benim askeri rüştiyede hüsnühattı Türki (Türkçe kaligrafi, güzel yazı) hocamdı. Ben iyi yazı yazamazdım. Yazılarım âdeta kargacık burgacıktı. Yine de iyi yazamam ya... Buna rağmen Tevfik Bey benim diğer derslerimde muvaffak olacağımı bilerek bana tam numara verirdi. Ne garip tecellidir ki babası benim diğer derslerde muvaffak olacağımı hissederek tam numara verdiği halde, oğlu Ahmet Emin Bey bu kadar hizmetlerimizi gördüğü halde bana sıfır numara verdi."
Diye yarı şaka, yarı ciddi serzeniş edince Atatürk’ün bu sözleri Ahmet Emin Beyi çok üzdü.
Atatürk’ün bu sözlerine Ahmet Emin Bey sıkılarak cevap veremeyince, çok zeki olan refikaları Rezzan Hanım derhal lâfa atıldı:
"Estağfurullah efendim! Nasıl olur? Hiç te böyle düşünmemiştir."
Diye Emin Beyin lehine bir müdafaada bulundu. Rezzan Hanımın bu müdafaası Atatürk’ün hoşuna gitti. Laflarını saklamayıp samimi olarak açık konuşanları Atatürk çok severdi. Hemen Rezzan Hanıma hitap ederek:
"Aferin! Çok zeki bir Türk kızı!"
Diye taltif ettikten sonra Emin Beye dönerek:
"-Emin Bey! Vaktiyle İzmit’te size Matbuat Umum Müdürlüğü teklif ettiğimiz zaman yeni nişanlı olduğunuzdan bahsetmiştiniz. O zaman nişanlandığınız bu hanımefendi mi?" Diye sordu.
Ahmet Emin Bey de: "Evet efendim." Deyince:
"-Görüyorsunuz. Akıllı hanımlar kocalarının hayatında nasıl değişiklikler yapıyor! (Beni göstererek) İşte Kılıç Ali’nin de evlendikten sonra hayatı değişti…" Diye hasbihallere başladılar ve Rezzan Hanıma dönerek:
"Hanımefendi… Hayatınızdan memnun musunuz?" Diye sordular.
Atatürk’ün bu suali üzerine her şeyi açık ve samimi olarak söyleyen ve içi neyse dışı da bir olan Rezzan Hanım lafını esirgemedi:

"Hayır efendim, memnun değilim. İş başka türlü çıktı. Ben gazeteciyle evlendim. Hâlbuki o sonradan tüccar oldu. Ben iş adamlarını sevmem." Diye, yine yarı şaka, yarı ciddi cevap verdi.
Bunun üzerine Atatürk, Ahmet Emin Beye döndü:
"Niçin gazeteciliği bıraktınız? Niçin gazete çıkarmıyorsunuz? Yarından itibaren gazetenizi çıkarmakta hiçbir mahsur yoktur. Bilakis memnun oluruz." Dedi.
Ahmet Emin Bey, Şark İstiklal Mahkemesinden sonra gazete çıkarmamak için verdiği kararı o zaman Atatürk’e bildirmiş olduğu için Atatürk tarafından kendisinin tekrar gazete çıkarmaya teşvik edilişi herhalde kendisi için bir nevi müsaade teşkil etmekteydi.
Atatürk sözlerine devam ederek Ahmet Emin Beye:
"Gazeteniz çıkar ve şimdi size yazdıracağım notlar da ilk nüshanızda neşredilir." Dediler ve derhal bir kalemle kağıt getirilmesini emrettiler.
Kağıt, kalem geldikten sonra Atatürk Bu notlarda Ahmet Emin Beye bir takım notlar dikte etmeğe başladı. Emin Beyin eski yazıları, bu yazıların haksızlığı da belirtiliyordu. Ahmet Emin Beyin bu notları eski Türkçe ile yazdığını gören Atatürk:
"-Ne? Hala eski yazı mı?" Diye sordu.
Fakat Ahmet Emin Beyin cevap vermesine vakit bırakmadan yine Rezzan Hanım lâfa karışarak:
"Paşam! Acele söylüyorsunuz. Çabuk not edemediği için stenoğrafi yapıyor!" Diye bir hazırcevaplık yaptı ve bu da Atatürk’ün hoşuna gitti:
"-Ben tevekkeli akıllı Türk kızı demedim!" Diye Rezzan Hanıma takdirkâr sözler söyledi.
İşin mühim ciheti tutulan notların sonradan okunması keyfiyetiydi. Ahmet Emin Bey bu notların okutturulacağını tahmin etmediği için acele ve belki de noksan tutuyordu. Notlar biter bitmez tahmin ettiğimiz gibi Atatürk, Ahmet Emin Beye:
"-Rica ederim beyefendi, yazdıklarınızı kalkıp okur musunuz?" Deyince tabiaten sıkılgan olan Ahmet Emin Bey birdenbire şaşaladı ve notlarını güçlükle okumaya başladı. Bunu gören Atatürk Rezzan Hanıma hitap ederek:
"Hanımefendi, lütfen siz okur musunuz?" Diye ricada bulundu.
Rezzan Hanım ise:
"Paşam! Mektepten çıkalı hayli zaman oldu. Şimdi büyük bir imtihan geçireceğim. Belki de muvaffak olamayacağım." Diye itiraz etti ve aynı zamanda kalkarak Ahmet Emin Beyin tuttuğu karışık notları okumaya başladı.
Görülüyordu ki Rezzan Hanım notları okurken âdeta bir narkoz tesiri altındaymış gibiydi. Gayet güzel okuyordu. Atatürk çok memnun olmuştu.
İşte o gecedir ki Ahmet Emin Beyin tekrar gazete çıkarmasına bu suretle, babasının vaktiyle Atatürk’e hattı Türki hocalığı etmiş ve iyi not vermiş olması vesile edilerek müsaade edildi. Hadise 1935 yılında cereyan etmekteydi.
Atatürk’ün kendilerine gazete çıkarmak müsaadesi vermelerinden az sonra Ahmet Emin Beyle refikaları, Atatürk’ün müsaadelerini almış ve masadan ayrılıp yerlerine gitmişlerdi. (Kılıç Ali, “Atatürk’ün Hususiyetleri” Atatürk Kütüphanesi, Sel Yayınları, s.15)
Kılıç Ali'ye göre "hadise 1935 yılında cereyan etmekteydi"; “Atatürk’ün Nöbet Defteri, 1931-1935” adlı esere göre bu tarih 17 Mart 1935 'tir: "Atatürk saat 14.30'da uyandılar, bir yere çıkmadılar. Gece Karpiç'e gittiler, 6.00'da avdetle yattılar."
Andrew Mango, "ATATÜRK Modern Türkiye'nin Kurucusu" adlı eserinde hadise 1930 yılında cereyan etmekte, Ahmet Emin Bey'in pederi yani Atatürk'ün öğretmeninin adı Osman Tevfik Bey olarak verilmektedir. Oysa Mango'nun kaynağı bizzat Kılıç Ali'nin “Atatürk’ün Hususiyetleri” adlı aynı eseridir. Mango: n "Atatürk'ün okul yıllarına ait başka bir öykü de arkadaşı Kılıç Ali'nin anıları arasında yer alıyor. 1930'lu yılların başında bir akşam Ankara'daki Karpiç lokantasında yemek yerken, Atatürk, rejime karşı çıktığı için gözdedüşen ve mesleğini terk etmek zorunda kalan Selanikli gazeteci Ahmet Emin Yalman'ı davet etmiş ve Kılıç Ali'ye dönüp şöyle demiş:
(...)" Ahmet Emin Bey'in pederleri Osman Tevfik Bey, benim askeri rüştiyede hüsnühattı Türki (Türkçe kaligrafi, güzel yazı) hocamdı. Ben iyi yazı yazamazdım. Yazılarım âdeta kargacık burgacıktı. Yine de iyi yazamam ya... Buna rağmen Osman Tevfik Bey benim diğer derslerimde muvaffak olacağımı bilerek bana tam numara verirdi. Ne garip tecellidir ki babası benim diğer derslerde muvaffak olacağımı hissederek tam numara verdiği halde, oğlu Ahmet Emin Bey bu kadar hizmetlerimizi gördüğü halde bana sıfır numara verdi."
Muhalif gazeteci derhal yanlış anlaşıldığını ileri sürerek itiraz etmiş ve yaklaşımını değiştireceğini söylemiş. Kısa bir süre sonra gazetesi yeniden yayınlanmaya başlamıştı. Yaşamı boyunca Atatürk haklı olduğuna inanır ve bu inancını çevresindekilerle paylaşmaktan zevk alırdı." (Age. s:59)
Prof. Dr. Çetin Yetkin, “Atatürk: “Ben de Bir İnsanım” adlı çalışmasında, Ahmet Emin Yalman 'nın "Yakın Tarihte Görüp Geçirdiklerim; c.III: 1922-1944; İstanbul, 1970, s.215-221.'den kaynak göstererek şöyle yorumlar:
(...)"Mustafa Kemal’in Selanik Askerî Rüştiye'sindeki bu hocası Tevfik Bey, Ahmet Emin Yalman’ın babasıydı!...
Ahmet Emin, Ulusal Kurtuluş Savaşı ve arkasından da Cumhuriyet ilan edildiği günler de Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya karşı cephe alanlardandı. Hatta bir ara İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmış, fakat aklanmıştı. Bunun üzerine Ahmet Emin gazeteciliği bırakmış ve iş yaşamına atılmıştı. 1936 yılının Ocak ayına değin ticaretle uğraşıp duracaktı ama talihi onu o ayın başlarında bir gece Ankara’da Karpiç lokantasında Gazi ile karşılaştığında yazgısı değişecekti.
O gece, Atatürk, yanında Kılıç Ali birkaç kişi daha Karpiç’e geldiğinde, Ahmet Emin Yalman daha önceden yanında eşi ile gelmiş ve bir masaya oturmuş bulunuyordu. Kılıç Ali’yi göndererek onları masasına çağıran Atatürk, Yalman’a şöyle diyecekti:
"-Uzun yıllar evvel benim Selanik Askerî Rüştiye'sinde çok sevdiğim bir yazı hocam vardı. Bu hoca bende herhalde bazı meziyetler görmüş, bütün derslerden tam numara aldığım dikkatini çekmişti. Sınıfın birincisi olmamı sağlamak için, yazımın adeta okunmaz gibi olmasına rağmen, bana yazı dersinden tam numara verdi. Aradan yıllar geçti. Bu zaman zarfında ben memleketime ve barış davasına bazı hizmetlerde bulunduğumu sanıyordum. Hocamın oğlu siyaset meydanlarında karşıma çıktı. Bütün hizmetlerime karşılık bana sıfır numara vermeye kalkıştı. Buna ne diyeceğiniz nedir?"
Yalman’ın yanıtı, o günün koşulları içinde yanıldığını, amacının doğru bildiğini söylemek ve yazmaktan başka bir şey olmadığını belirtmek olacaktı. Pekiyi, gazeteciliğe dönmek istiyor muydu? Hiç kuşkusuz, evet. O zaman, gazetesini yeniden çıkarabilirdi ama bir koşulla: Atatürk’ün şimdi ona yazdıracağı şu sözleri ilk sayıya koymalıydı:
"On yıldır mesleğimden uzak düştüm. Bu zaman bir milletin hayatı için kısa devirdir, fakat fertlerin hayatında çok yer tutar. On yıl önce, “Tabiat kuvvetleri’nin gidişine ayak uydurmakta zorluklar geçirdim. Bu benim kabahatim değildi. ‘Tabiat kuvvetleri’nin de değildi. Kusuru ortalığa hakim olan hal ve şartlarda aramak icap eder. Tecrübe sahalarında on yıl müddet ders gördükten sonra, bir Türk şairinin: ‘Bu memleketi haraplıktan kurtaracak bir adam yok mu?’ diye sorduğu suale: ‘Evet var!’ diye cevap veren adamla yeniden işbirliğine girişmeye kendimi istidatlı ve hazır görüyorum."
"-Yazdıklarınızı yüksek sesle okuyunuz, herkes duysun."
Yalman, heyecanından okuyamıyordu, eşi Rezzan Hanım okuyacak.
Yalman, der ki:
"Lokantada bulunanların hepsi bunu hararetle alkışladılar. Çünkü bir sevgi ve ahenk sahnesinin şahidi oluyorlardı."
Ne ki, bir iki gün sonra Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün şu iletisini Yalman’a bildirecekti:
“Yayınlanmak üzere dikte ettirdiğim mektup bir latifeydi. Bunun yayınlanmasına lüzum olmadan Ahmet Emin derhal eski mesleğine dönebilir.”



Yorumlar