Atatürk, Franklin Bouillon ile Yapılan Görüşmeler Hakkında (13 Haziran 1921);
- 1 Ara 2025
- 8 dakikada okunur

Fransa ile ilk barış denemesi Londra Konferansı'na katılan Dışişleri Bakanımız Bekir Sami Bey ile Fransa Başbakanı Briand arasında 11 Mart 1921'de Londra'da imzalanan ikili anlaşma ile olmuştur. Bu anlaşamaya göre: "Taraflar savaşa son verecek, esirler serbest bırakılacak, Fransız ordusu Güneydoğu Anadolu ve Çukurova'dan çekilecek, bölgedeki azınlıkların can ve mal güvenliği sağlanacak, Hatay'da Türk çoğunluğu sebebi ile Fransa bu bölgede özel bir yönetim kuracaktı."
Ancak anlaşmadaki iki madde Misak-ı Milli 'ye aykırı idi.
Bunlar: "Çukurova'da polis kuvveti kurulması bu kuvvet içinde Fransız subaylarının da yer alması idi. İkincisi ise, Çukurova, Sivas, Diyarbakır, Elazığ bölgelerinde yabancılara ayrıcalık verildiği takdirde, Fransa'ya öncelik tanınacaktı."
Bu maddelerden dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi (Ankara Hükümeti) anlaşmayı reddetmiştir.
Bekir Sami Bey, Londra'da, İtalya ve İngiltere ile de benzer ikili anlaşmalar yapmış, bu anlaşmalar sebebiyle dönüşünde istifa ettirilmiş ve imzaladığı anlaşmalar Ankara Hükümeti tarafından reddedilmiştir. Bunun üzerine Dışişleri Bakanı olarak, o sırada Moskova'da Sovyet Rusya ile bir antlaşma imzalayan Yusuf Kemal Bey atanmıştır.
Londra'da, Fransa ile yapılan ikili anlaşmanın Ankara Hükümeti'nce reddedilmesi Ankara-Paris arası ilişkileri gerginleştirmiştir. Ancak Kilikya bölgesini elinde tutan Fransa burada askeri ve ekonomik açıdan çıkmaza girmiştir. II. İnönü zaferinden sonra da Fransızların bölgede kesin bir zafere ulaşılacağına inancı kalmamıştır. Bununla birlikte Fransa'yı en çok korkutan olay da, Moskova Antlaşmasıyla Türk-Sovyet ilişkilerinin gelişmesi neticesinde, Anadolu'nun Bolşevik nüfuzu altına girmesiydi. Öte yandan bu sırada Ankara Hükümeti, Yunanlıların yeni bir saldırı için hazırlık yaptıklarının farkındaydı ve bu yüzden askere ihtiyaç duyulan günlerde Kilikya'daki savaşı daha fazla uzatmak istemiyordu. Bu durum iki tarafın birbirleriyle görüşmesini ve anlaşma yolu bulmasını zaruri hale getiriyordu.
Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu gelişmeler üzerine, Fransızlar ile Bekir Sami Bey'in yaptığı anlaşmayı değiştirerek Münir Bey aracılığı ile Adana üzerinden Fransa Hükümeti'ne bir karşı teklif yapmıştır. Adana'da General Difieux, verdiği cevapta, böyle önemli bir meselenin Paris'te görüşüleceğinin Fransız Hükümeti tarafından bildirildiğini söylemiş ve bunun üzerine Münir Bey Ankara'ya dönmüştür. Bu sırada Fransa Devlet Başkanı Briand bu meselenin halli için "Türk yandaşı olarak bilinen" Senato Dış İşleri Komisyonu Başkanı Franklin Bouillon'u, Ankara Hükümeti ile görüşmesi için atamıştır. Franklin Bouillon'un Türlerle anlaşma yanlısı olmasının sebebi şuydu: Franklin Bouillon, Kafkas Devletleri ile birlik kurarak Bolşevik tehlikesine tampon olabilecek Türklerle dost olmak gerektiğine inanıyordu. Aksi halde yalnız kalacak olan Türkiye'ye Bolşevizm'in girmesinden de korkuyordu. Çünkü Bouillon Müslümanların görüşlerinin önemli olduğunu düşünüyordu. Bunun nedeni Bouillon'un gelecekte Fransız askeri gücünün yüzde otuzunun Fransa'da konuşlandırılacak Müslüman askerlerden oluşacağını düşünmesiydi.
Fransa'nın Franklin Bouillon'u görevlendirmesinden sonra yanında Yarbay Mougin ve Binbaşı Sarrou ile birlikte 24 Mayıs 1921' de resmi olmayan görüşmeler yapmak için Ankara'ya gitmek üzere Paris'ten yola çıkmıştır. 26 Mayıs'ta İstanbul'a gelen Bouillon'un aynı gün, yanındaki Binbaşı Sarrou ile birlikte İstanbul'dan İnebolu üzerinden Ankara'ya gelmesi için Bakanlar Kurulu kararı çıkarılmıştır.
3 Haziran 1921'de Fransız muhribi ile İnebolu'ya gelen Bouillon ve Sarrou, Moskova'dan dönmekte olan Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey ile birlikte 4 Haziran'da İnebolu'dan Ankara'ya gitmek için yola koyulmuşlardır.
Yolda gelirken arabalarından kadın, erkek ve hatta bazen çocukların kağnı arabaları ile cephane taşıdığını gören Franklin Bouillon, Yusuf Kemal'e "Her ne zaman bir millet böyle genci, ihtiyarı, çoluğu çocuğu ile bir işe sarılırsa onu mutlaka başarır. Geçtiğim yerlerde gördüklerim bunu anlatıyor" demiştir.
Böylece Franklin Bouillon, Ankara'ya gelmeden Anadolu'daki hareketin göz ardı edilemeyeceğini idrak etmektedir.
Kastamonu'da konakladıkları sırada Kastamonu Valisi Muhittin Paşa ile görüşen Sarrou, eskiden beri iyi tanıdığı Paşa'ya seyahatlerinin nedenini; Bekir Sami Bey'in imzaladığı anlaşmaya karşı ortaya sürülen tekliflerin Fransa'da hükümet çevrelerinde kötü bir etki yaratmasına, hatta bu etkinin adeta anlaşmayı tehlikeye sokacak bir şekil almasına; İngilizler ile Yunanların bundan yararlanarak Fransa üzerinde bir etki yapmaya çalışmasına bağlamıştır. Bu durumu görünce Franklin Bouillon'un Ankara'ya gelerek durumu açıklamayı lüzumlu gördüğünü söylemiştir.
9 Haziran'da, Yusuf Kemal Bey ile birlikte Ankara'ya ulaşan Fransız Heyeti Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına mahsus binaya yerleştirilmiştir. Fransa Hükümeti, eski bakanlarından Franklin Bouillon'u, Ankara Hükümeti'nin görüşünü almak üzere gayriresmi olarak göndermişti. Franklin Bouillon, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın yanında Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey ile Fevzi Paşa'nın da katıldığı görüşmeler 13 Haziran'da başlamıştır. Görüşmeler iki hafta sürecektir. Bu görüşmeler hakkında en geniş bilgi Gazi Mustafa Kemal Tarafından, "Nutuk" ta verildiği için görüşmenin muhtevası buradan verilecektir:

"Fransa hükümeti, eski nazırlardan Müsyü Franklen Buyyon'u (Mösyö Franklin Bouillon) evvela gayri resmi olarak, Ankara'ya göndermişti. 9 Haziran 1921 tarihinde Ankara'ya varan Müsyü Franklen Buyyon ile Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey ve Fevzi Paşa Hazretlerinin huzurlarıyla bizzat iki hafta kadar müzakerelerde bulundum.
Birbirimizi tanımakla geçen özel bir mülakattan sonra, 13 Haziran 1921 Pazartesi günü Ankara İstasyonu'ndaki özel dairemde yaptığımız ilk toplantıda, müzakerelerimize bir hareket noktası tayini lüzumundan bahsederek fikir alışverişine başladık. Ben bizim için hareket noktasının, Misakı Milli muhteviyatı olduğu esasını koydum.
Müsyü Franklen Buyyon, prensipler üzerinde münakaşa etmenin müşkülatını ifade ederek, Sevr Antlaşması'nın bir emrivaki olarak mevcut olduğunu söyledikten sonra, Londra'da Bekir Sami Bey'le Müsyü Briyan'ın yaptıkları anlaşmayı esas kabul etmek ve bu anlaşma muhteviyatının Misakı Milli'ye muhalif olan noktaları üzerinde münakaşada bulunmak münasip olacağı görüşünü ortaya koydu. Bu teklifinde haklı olduğunu teyiden, Londra'ya giden delegelerimizin Misakı Milli'den bahsetmediklerini ve Misakı Milli'nin ve milli hareketin, değil Avrupa'da, henüz İstanbul'da bile takdir edilmemiş olduğunu zikretti.
Ben verdiğim cevaplarda dedim ki;
Eski Osmanlı İmparatorluğu'ndan yeni bir Türkiye devleti vücuda gelmiştir. Bunu tanımak lazımdır. Bu yeni Türkiye, her bağımsız millet gibi hukukunu tanıtacaktır. Sevr Antlaşması, Türk milleti için o kadar uğursuz bir idam kararnamesidir ki, onun bir dost ağzından çıkmamasını talep ederiz. Bu konuşmamız esnasında dahi Sevr Antlaşması'nı telaffuz etmek istemem. Sevr Antlaşması'nı, beyninden çıkarmayan milletlerle, itimat esasına dayalı muamelelere girişemeyiz. Bizim nazarımızda böyle bir antlaşma yoktur. Londra'ya giden delege heyetimiz reisi bundan bahsetmemiş ise, verdiğimiz talimat ve salahiyet dairesinde hareket etmemiş demektir. Hata işlemiştir. Bu hata yüzünden, Avrupa ve bilhassa Fransa kamuoyunda aksi tesirler hasıl olduğu görülüyor. Bekir Sami Bey'in gittiği yoldan hareket edersek, biz de aynı şekilde hata etmiş oluruz. Avrupa'nın Misakı Milli'den haberdar olmamasına imkan yoktur. Avrupa, Misakı Milli tabirini öğrenmemiş olabilir. Fakat senelerden beri kan döktüğümüzü gören Avrupa ve bütün dünya, şu kanlı mücadelelerin neden ileri geldiğini elbette düşünmektedirler. Misakı Milli ve milli hareket hakkında İstanbul'un haberdar olmadığına dair beyanat doğru değildir. İstanbul halkı, bütün Türk milleti gibi, milli harekete vâkıf ve onun taraftarıdır. Vakıf olmayan ve aleyhtar görünen zevat ve adamları, sayılı ve milletçe malumdur."
Franklin Bouillon, Bekir Sami Bey'in kendisine verilen talimat ve yetkisi dışında hareket etmiş olduğu yolundaki Mustafa Kemal Paşa'nın konuşması üzerine "Bunlardan bahsedebilir miyim?" diye kendisine sormuş, o da söylediklerini istediği yerlere bildirip anlatabileceğini söylemiştir. Daha sonra Franklin Bouillon, Bekir Sami Bey'le yapılan anlaşmadan ayrılmamak için mazeret sürerken, Bekir Sami Bey'in bir Misak-ı Milli olduğundan ve onun sınırları dışına çıkamayacağından söz etmediğini, eğer söz etmiş olsaydı o zaman ona göre görüşülüp gerektiği şekilde hareket edebileceğini, ancak şimdi durumun güçleştiğini tekrarlamış ve Fransız kamuoyunun "Bu Türkler, delegeleri vasıtasıyla, bunun niçin dile getirmemişler de şimdi, yeni yeni meseleler çıkarıyorlar" diyeceklerinden çekindiğini söylemiştir.
Nihayet, uzun görüşme ve tartışmalardan sonra, Franklin Bouillon, Misak-ı Milli'yi okuyup anladıktan sonra yeniden görüşmek üzere, toplantıların ertelenmesini teklif etmiştir. Birkaç gün sonra tekrar başlayan görüşmelerde Misak-ı Milli'nin maddeleri birer birer okunarak görüşme ve tartışmaya devam edilmişti. Üzerinde en çok durulan nokta, kapitülasyonların kaldırılması ve tam istiklalin sağlanmasını isteyen maddeler olmuştu. Franklin Bouillon, bu meselelerin incelenmesi ve üzerinde durulması gerektiğini ileri sürmüştür. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa kendisine özetle şu açıklamalarda bulunmuştur:

"Tam İstiklal, bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin asli ruhudur. Bu vazife, bütün millete ve tarihe karşı yüklenilmiştir. Bu vazifeyi yüklenirken, ne ölçüde yapılabileceği üzerinde şüphe yok ki çok düşündük. Fakat sonunda vardığımız kanaat ve inanç, bunda başarılı olabileceğimizdir. Biz böyle işe başlamış kişileriz. Bizden öncekilerin yaptıkları hatalar yüzünden, milletimiz sözde var sanılan istiklaline gerçekte sahip değildi. Şimdiye kadar Türkiye'yi, medeniyet dünyasında kusurlu gösterenler düşünebilirse, hep bu hatadan ve hep bu hataya boyun eğmekten ileri gelmektedir. Bu hataya boyun eğmenin sonucu, mutlaka, memleket ve milletin bütün haysiyetini ve yaşama kabiliyetini kaybetmesine ve ondan mahrum kalmasına yol açabilir. Biz, yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bir hataya boyun eğme yüzünden bu vasıflardan mahrum kalmaya tahammül edemeyiz. Alim, cahil, istisnasız, milletimizin bütün ferdleri, belki işin içindeki güçlükleri tamamen kavramamış olsalar bile, bugün yalnız bir nokta etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta, istiklalimizin tam olarak kazanılması ve devam ettirilmesidir."
Ayrıca şunları da eklemiştir:
"Tam İstiklal demek, elbette, siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel v.b... her alanda tam istiklal ve tam hürriyet demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklalden mahrumiyeti demektir. Biz, bunu elde etmeden barış ve huzura kavuşacağız kanaatinde değiliz. Şeklen, usulen barış yapabiliriz. Fakat tam istiklalimizi sağlamayacak olan bu gibi barışlar ve anlaşmalarla milletimiz hiçbir vakit varlığına ve huzuruna kavuşamayacaktır. Belki, maddi mücadelesini terk ederek yıkıma sürüklenmeye razı olacaktır. Eğer, milletimiz buna razı olsaydı, bunu kabul edecek nitelikte bulunsaydı, iki seneden beri mücadele etmeğe hiç de lüzum kalmazdı. Daha Mütareke'nin ertesinde harekete geçmemek mümkün olabilirdi".
Mustafa Kemal Paşa'nın bu sözleri üzerine, Bouillon ciddi ve samimi olarak bazı görüşler ileri sürmüş ve en sonunda da bunların kabulünün ve gerçekleşebilmesinin "Zaman meselesi olduğu" görüşünü belirtmiştir.
Franklin Bouillon - Mustafa Kemal Paşa görüşmelerine katılan Fevzi (Çakmak) Paşa, Kılikya'daki erlere ihtiyaç duyan Batı Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa'ya çektiği telgrafta: "...Yapılan ilk mülakatta Misak-ı Milli mevzuubahs olmuş ve Franklin adem-i malumat beyan ederek bunun Fransız efkâr-ı umûmiyesine kabul ettirmenin müşkil ve uzun zamana mütevakkıf olduğunu ve fakat gayr-ı mümkün olmadığını söylemiştir. Kilikya hakkında esaslı müzâkerâta 16 Haziran 37 (1921) Perşembe günü devam olunucaktır. Neticesini ayrıca arz ederim." diyerek bilgi vermektedir.
Mustafa Kemal Paşa, Franklin Bouillon ile resmi olmayan görüşmeleri sonucu, Milli Mücadele'nin amaç ve hedefi olan Misak-ı Milli'nin ne olduğunu, dolayısıyla hangi şartlarda Fransızlarla bir anlaşma yapılabilmesinin mümkün olacağını anlamıştır. Buna göre Bouillon, Mustafa Kemal Paşa'nın tam bağımsızlık ve kapitülasyonlar konusunda taviz vermeyeceğini ve Londra'da yapılan ikili anlaşmanın nüfuz bölgelerine ilişkin maddesinin kesinlikle kabul edilemeyeceğini kavramıştır. Ancak Fransa Hükümeti, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın razı olabileceği bir anlaşma imzalamak için henüz tam olarak hazır değildi. Bunun için bu görüşmeler neticesinde kati bir sonuç alınamamıştır. Mustafa Kemal Paşa'nın Franklin Bouillon'a görüşmeler esnasında dediği gibi "Bu yeni Türkiye, her müstakil millet gibi hukukunu tanıtacaktır" sözünün fiilen daha sağlam bir şekilde ispatlanması gerekiyordu. Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Sakarya'da göstereceği başarılar Fransızların politikasını değiştirecekti.
Bu konuyu Mustafa Kemal Paşa Nutuk'ta şu şekilde izah etmektedir:
"Efendiler, Mösyö Franklen-Buyon ile mühim ve tâli mesail üzerinde günlerce ve günlerce müdâvele-i efkârda bulunduk. Netice olarak birbirimizi fikirleriyle, hisleriyle, meslekleriyle, anlamak müyesser oldu zannederim. Fakat, Fransa Hükümetiyle Türk Hükümet-i milliyesi arasında, kat'i itilâf noktaları tespit edebilmek için biraz daha zamanın geçmesi zarurî oldu. Neye intizar olunuyordu? İhtimal ki, Türk mevcudiyet-i milliyesinin Birinci ve İkinci İnönü' den sonra daha büyücek bir eserle teyit edilmiş olmasına!..."
Franklin Bouillon ile görüşmeler devam ettiği sırada Fevzi Paşa Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'ya şu telgrafı çekmiştir: "...Bundan üç gün önce İnebolu'dan gelen ve sekiz bin küsür sahra mermisini hâmil bulunan bir motorla iki İngiliz zabiti İnebolu'ya geldi... İstanbul'daki İngiliz Generali Harrington'un Mustafa Kemal Paşa Hazretleriyle temasa gelmek istediğini ve Kemal Paşa hazretleri İstanbul'a gelmezlerse Generalin İnebolu'ya geleceğini bildirdiler. Generalin İnebolu'ya davet edilmesi muvafık olacağı kendilerine tebliği edildi..." Fransızların belirttiğimiz teşebbüsleri İngilizleri endişelendirmiş olmalı ki, İngilizler de Mustafa Kemal Paşa ile temas kurmanın yollarını aramaya başlamıştır. Sadece bu girişim bile Mustafa Kemal Paşa'nın, Franklin Bouillon ile temaslarının öneminin anlaşılmasına yetecektir.
Franklin Bouillon, kendisine sunulan önerilerin hükümeti tarafından kabulünün güç olduğunu ve hatta kabul edilemeyeceğini söyleyerek konuşulan konuları hükümetine bildirmek istemiştir. Ancak Ankara'dan haberleşmenin güç olduğu, Mersin veya Suriye'ye giderek oradan telsiz telgraf ile daha kolay olacağı gerekçesiyle görüşmelere ara verilmesini önermiştir. Franklin Bouillon beraberinde Binbaşı Sarrou ile 25 Haziran 1921 Cumartesi akşamı saat dokuz buçukta Ankara'dan hareket ederek Pozantı ve Kelebek yoluyla Adana'ya gitmiştir.
Kaynakça:
*Gazi Mustafa Kemal Tarafından, "Nutuk, c.II.", Devlet Matbaası, İstanbul, 1934, s.135-138;
*Kemal Atatürk, "Nutuk, c.II.", Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul, 1973, s.621-625.).
*Cemal Güven, "Milli Mücadele'de Mustafa Kemal Paşa'nın Yabancılarla Temas ve Görüşmeleri" Eğitim Yayınevi, Nisan-2012, s.121'den 3.1.3. Fransa ile Uzlaşı: Franklin Bouillon



Yorumlar