Atatürk; "Kürtlük Namına Bir Sınır Çizmek İstersek Türklüğü ve Türkiye'yi Mahvetmek Lazımdır!..
- 7 Ara 2025
- 13 dakikada okunur

Atatürk, Ocak 1923'te İstanbul gazetecileri ile söyleşi yaparken, Ahmet Emin (Yalman)'in sorusu üzerine, "Kürtlük Meselesi" üzerine şunları söylemiştir:
-"Kürt meselesi; bizim, yani Türklerin menfaatma olarak da katiyen söz konusu olamaz. Çünkü malumu âliniz bizim milli sınırımız dahilinde mevcut Kürt unsurlar o surette yerleşmiştir ki, pek sınırlı yerlerde yoğunluğa sahiptir. Fakat yoğunluklarını kaybede ede ve Türk unsurlarının içine gire gire öyle bir sınır hasıl olmuştur ki, Kürtlük namına bir sınır çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye'yi mahvetmek lazımdır.
Şimdi Türkiya Büyük Millet Meclisi, hem Kürtlerin ve hem de Türklerin salahiyet sahibi vekillerinden meydana gelmiştir ve bu iki unsur bütün menfaatlarını ve mukadderatlarını birleştirmiştir. Yani onlar bilirler ki, bu müşterek bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olamaz."
5 Ekim 1918 günü Osmanlı Hükümeti Ateşkes Antlaşması isteği ile Amerika Birleşik Devletleri'ne başvurmuş, 30 Ekim 1918 Çarşamba günü imzalanan "Mondros Ateşkes Antlaşması" ile Birinci Dünya Savaşı Türkiye için sona ermiştir.
Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ni fiilen ortadan kaldıran Müttefik Devletler, Osmanlı topraklarını paylaşma konusunda aralarındaki uyuşmazlığı çözmek için barış görüşmelerine başlamışlardır. İlk aşama olarak 18 Ocak 1919 tarihinde Paris'te "Paris Barış Konferansı" düzenlenmiş, 12 Şubat 1920'de "Birinci Londra Konferansı" , 18 Nisan 1920 günü ise İngiltere, Fransa, İtalya başbakanları ile Japonya temsilcisi ile Amerika Birleşik Devletleri gözlemcisinin katıldığı "San-Remo Konferansı" 26 Nisan 1920 gününe kadar devam etmiştir.
18 Ocak 1919 tarihinde Paris'te düzenlenen Paris Barış Konferansı'na Kürtleri temsilen Kürt Teali Cemiyeti adına eski Osmanlı Dışişleri Bakanı Said Paşa'nın oğlu "Şerif Paşa" katılmıştır. Kürt ve Ermeni talepleri ile birlikte 20 Kasım 1919 tarihli bir önerge Paris Barış Konferansı'na şöyle sunulmuştur:
"Büyük Barış Konferansı'na,
Bay Başkan!
Bizler, aşağıda imzası bulunanlar Ermeni ve Kürt uluslarının temsilcileri Büyük Barış Konferansı'na, İki ulusun da aynı amacı Ari kavminden geldiklerini, çıkarlarının aynı olduğunu ve aynı amacı, yani kendi bağımsızlıkları amacını güttüklerini belirtmekten şeref duyarız.
Özellikle Ermeniler insafsız Osmanlı idaresinden kurtulmak çabasındadır ve genellikle de hem Ermeniler hem de Kürtler her iki ulusa da facialar getiren "İttihat ve Terakki" komitesinin "resmi veya gayri resmi" kabinelerinin boyunduruğundan kurtulmayı zorunlu bulmaktadırlar.
Şu halde Barış Konferansı'ndan aramızda tam anlaşmaya varmış olarak beraberce sizden ulusların hakları prensibine uygun olarak Birleşik Bağımsız Ermenistan ve bağımsız bir Kürdistan'ın yaratılmasını, kurulacak olan bu devletlerin halklarımızın istekleri göz önüne alınarak, büyük devletlerin yardımını alabilmesinin temini, bu konuda karara varılmasını ve de ülkemizin tekrar gelişmesi sürecinde bu devletlerin gerekli olan ekonomik ve teknik yardımlarını esirgememenizi rica ederiz. Delegasyonlarımız tarafından sizlere sırayla raporlar şeklinde sunulan aramızdaki anlaşmazlık konusu olan topraklara gelince, açık bir şekilde sizleri temin ederiz ki bunların bir çözüme bağlanmasını Barış Toplantısı'nın kararına bırakıyoruz; çünkü kararı adaletli bir şekilde vereceğinize eminiz. Aynı zamanda her iki devletimizin içinde yaşayan azınlıkların hukuki haklarına saygı göstermek konusunda tam bir birlik içinde olduğumuzu da bildiririz.
İmzalar:
Boğus Nubar, Ermeni Milli Delegasyon Başkanı
Dr. H. Ohancanyan, Ermenistan Cumhuriyeti Delegasyon Başkan Vekili
Şerif Paşa, Kürt Milli Delegasyonu Başkanı". (Bkz. Altan Tan, "Kürt Sorunu", Timaş Yayınları, Kasım 2010, s.161).
Altan Tan, "Kürt Sorunu" isimli kitabında, bu önerinin sunulması sonrasında Kürtlerin arasında tartışma çıktığını ve Ayrılıkçı Kürtlerle, Osmanlı ile birlikte yaşamayı düşünen Kürtler arasında ciddi görüş farklılıkları olduğunu belirtmektedir. Altan Tan'a göre, Kürt Teali Cemiyeti Başkanı Seyyid Abdülkadir bile ayrılmaya karşı idi ve Şerif Paşa'yı açıkça kınamıştır.
Dersim Aşiretleri de Osmanlı Hükümeti'ne telgraf çekerek, gerekli önlemin alınmasını ve Binbaşı Novel'in kışkırtıcı ve ayrılıkçı çalışmalarından rahatsızlık duyulduğunu bildirmiştir (Bkz. Ahmet Hulusi Tolon, "I. Dünya Savaşı Sırasında Yapılan Taksim Anlaşmaları ve Sevr'e Giden Yol", AAA. 2004, s.175.).
Şerif Paşa, hakkında oluşan tepki üzerine 5 Mayıs 1920 tarihinde Kürt temsilciliğinden çekilip konferansı terk etmiştir. 17 Mayıs 1920 tarihinde Kürt Teali Cemiyeti Başkanı Seyyid Abdülkadir, "Kürt Kulüpleri" adına konferansa çektiği telgrafta Kürtlerin Konferansta Temsil Edilmediğini belirterek alınacak kararların Kürtleri bağlamayacağını bildirmiştir.
12 Şubat 1920 tarihli Birinci Londra Konferansı'nda ise Kürdistan sorunu fazla gündeme gelmemiştir. İngiltere'nin Kürdistan konusunda bir uğraş içinde olduğu görülmektedir. İngiliz İstihbarat Subayı Binbaşı Novel'in çalışmaları ve raporları İngiliz Hükümeti tarafından dikkate alınmaktadır. Oysaki Binbaşı Novel'in Kürt Aşiretleri üzerindeki çalışmaları pek sonuç vermemiş, Kürt Aşiretlerinin Osmanlı'dan ayrılma konusunda istekli olmadıkları görülmüştür. Hatta bazı yerlerde Binbaşı Novel ve iş birlikçi hainler ciddi tehditler dolayısıyla, can güvenlikleri olmadıklarını görüp kaçmak zorunda kalmışlardır. Bazı kesimler, zorlama Kürt ayrılıkçı hareketlerini abartma eğilimindedirler. Maddi gerçek ise; Kürtlerin Osmanlı'dan ayrılma gibi bir taleplerinin olmadığıdır.
Sivas'ta kendisini ziyarete gelen Amerikan heyeti ile görüşen Mustafa Kemal Paşa, Heyet Başkanı ABD Generali Harbord'a; - direniş örgütlerinin (cemiyetlerin) kurulması, İzmir'in işgali, Amerikalılar'ın Ermeniler'e yardımı, kongreler, gayrimüslimler, Kürtler, İttihatçılar, Bolşevizm ve İngiliz oyunları hakkında çok uzun bir muhtıra vermişti. Mustafa Kemal Paşa, Kürtler hakkında şöyle diyordu:
-"İngilizler, imparatorluğu bölmek ve Türklerle Kürtler arasında bir kardeş savaşına neden olmak için Kürtler'i, kendi himayeleri altında bağımsız bir Kürdistan kurma planına katılmak üzere kışkırttılar.
İleri sürdükleri tez, imparatorluğun nasıl olsa dağılmaya mahkum olduğudur. Bu amaçlarını gerçekleştirmek için büyük paralar harcadılar, her türlü casusluğa başvurdular.
Bunun için No(v)el adlı bir İngiliz subayı Diyarbakır'da uzun süre çaba harcadı ve faaliyetlerinde her türlü sahtekârlık ve aldatmaya başvurdu. Fakat bizim Kürt vatandaşlarımız, hazırlanan komplonun farkına vararak, onur ve vicdanlarını parayla satan diğer bir grup haini bölgeden kovdular.
Saf Kürt vatandaşlarımızı, isyana (ayaklanmaya) teşvik ettiler. Bu alçakça planın üç amacı vardı:
1-Kürtler'in çıkar duygularını canlandırma,
2-Milli kuvvetleri yok etme,
3-Aynı ülkenin evlatları arasında bir mücadele ve kan dökmeye neden olmak.
Bu entrikaların tümüyle dışında kalan yerel halk, çok geçmeden bunların gerçek niyetlerini anladı ve suçluları tutuklamak üzereyken, onlar kaçtılar."
Nitekim bir yıl sonra, 17 Mart 1921 tarihinde, bazı Kürt Aşiretlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa'ya gönderdikleri telyazısında, gerçeği onların da gördüğüne ve "işgalci Batı'dan merhamet dilenmeyeceklerini" dile getirdiğine tanık oluruz.
TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa, genel kurulda bu telyazısını (telgrafı) okuyor:
Reis (Mustafa Kemal Paşa) -"Son günlerdeki olaylar nedeniyle Kürt kardeşlerimizden gelen birçok telyazısı vardır. Kendilerinin böyle bir girişimi olmadığına ve Kürdistan sorunu olmadığına ilişkindir. Bir tanesini okuyalım:
"Ankara'da Büyük Millet Meclisi Yüce Başkanlığı'na Kürtler küçük lokmanın çok kolay yutulacağını zamanından çok önce anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılma düşüncesinde olanları Kürtler kendi milletlerinden saymaz. Kürtler'in kaderi Türk'ün kaderiyle eştir. Biz Kürtler, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nden başka kurtarıcı beklemediğimiz gibi, İtilaf Devletlerinden (Fransa, İngiltere, İtalya'dan) merhamet dilenmeye tenezzül etmiyoruz. Misak-ı Milli içinde barışı sağlamak için bütün varlığımızla Hükümetimize yardım edeceğimizi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti dahilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak değerlendirilmesini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi bilgilerinize sunar, başarılar diler ve en derin saygılarımızı sunarız.
İzoli Aşireti Reisi Hacı Fiya Sebati,
Aluçlu Aşireti Reisi Mehmet,
Bariçkan Aşireti Reisi Halil,
Sebati Aşireti Reisi,
Ulemayı Ekrattan Bekir Sıtkı,
Bükler Aşiret Reisi Hüseyin,
Ulemayı Ekrattan Rüştü,
Ulemayı Ekrattan Halil,
Eşrafı Ekrattan Mehmet,
Zeyve Aşiret Reisi Halil,
Deyükân Aşiret Reisi Hüseyin,
Ulemayı Ekrattan Hafız Mehmet,
Eşraftan Bulutlu İbrahim,
Eşrafı Ekrattan Zebunlu Halil,
Eşraftan Sadık."
Kürdistan konusu Birinci Londra Konferansı'nda 26 Şubat 1920 tarihinde yapılan toplantıda gündeme gelmiş, Sykes-Picot Antlaşması'nda belli bir sınırın belirlenmediği söylenerek, konu geleceğe bırakılmış, San-Remo toplantısında bir takım kararlar alınmıştır. Ancak bu kararların da kesin bir karar olmadığı kabul edilmiştir. San-Remo Konferansında alınan kararların Sevr Antlaşması'nda Kürdistan bölümünde yer alan maddelerle benzer olduğu görülmektedir.
Sevr Antlaşması, önce 22 Temmuz 1920 tarihinde Sultan VI. Mehmet (Vahdettin)’in başkanlığında Yıldız Sarayı’nda toplanan II. Osmanlı Saltanat Şûrası’nda kabul edilmiş, daha sonra 10 Ağustos 1920’te İtilaf Devletleri ile İstanbul Hükümeti arasında Fransa’nın başkenti Paris şehrinin 3 km batısındaki Sevr (Sevres) banliyösünde bulunan Sevr Porselen fabrikasının bir salonunda imzalanmıştır. Ancak Osmanlı Devleti’nin onaylayacak bir parlamentosu (Osmanlı Meclis-i Mebusan) bulunmayışı nedeniyle kesinlik kazanmayacak (tasdik edilmeyecek), Ankara Hükümeti ise haklarında verilen idam cezalarına aldırmayacak ve antlaşmayı tanımayacaktır.
Sevr Antlaşması 433 maddeden oluşmaktadır. İlk 26 maddesi Milletler Cemiyeti ile ilgilidir. Antlaşma, Milletler Cemiyetini kabul edip üye olan devletlerin amacını tekrarlayarak başlar.
"MİLLETLER CEMİYETİ - BAĞITLI / ANLAŞMALI YÜKSEK TARAFLAR: Uluslararasında işbirliğini geliştirmek ve uluslararası barışı ve güvenliği sağlamak için, savaşa başvurmamak konusunda birtakım yükümlülükler kabul etmek, gizlilikten uzak, adaletli ve onurlu uluslararası ilişkiler sürdürmek, Hükümetlerce, bundan böyle eylemsel davranış kuralı kabul edilen uluslararası hukuk kurallarına kesinlikle uymak, örgütlenmiş hakların karşılıklı ilişkilerinde adaleti korumak ve antlaşmalardan doğan bütün yükümlülüklere titizlikle saygı göstermek gerektiğini göz önünde tutmak, Milletler Cemiyeti'ni kuran iş bu Antlaşmayı kabul etmişlerdir."
Görüldüğü gibi Sevr Antlaşması'nda Osmanlı Devleti'nin paylaşılmasından başka, emperyalist güçlerin dünya paylaşımını da bir şekilde düzenlemek gibi amacı da vardır.
Antlaşmanın 27 ile 35'inci maddeleri İkinci Bölümü oluşturmakta ve Türkiye'nin sınırları başlığını taşımaktadır. Sevr Antlaşması'nda Osmanlı Hükümeti denilmesine karşın, Osmanlı ibaresi kullanılmamış, onun yerine Türkiye ibaresi kullanılmıştır. Antlaşmayı incelediğimizde Türkiye'nin Misak-ı Millî sınırlarının küçüldüğünü görürüz.
Antlaşmanın üçüncü bölümü, Siyasal Hükümler başlığını taşımaktadır. İstanbul'un saltanatın başkenti olduğu kabul edilmekle birlikte padişahın ve Osmanlı Hükümeti'nin davranışlarına göre bu hakkı her an elinden alınabileceği belirtilmiştir ki; İstanbul maddesinden sonra 61'nci maddeye kadar Boğazlar ve Adalar ele alınmış ve Türkiye'nin elinden alındığını ve Müttefik Devletlerce kurulan komisyon ile her şeyin idare edileceği yazılmıştır.
Sevr Antlaşmasının 62,63 ve 64'ncü maddeleri "Kürdistan" başlığını taşımaktadır. İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcileri İstanbul'da bir araya gelerek Fırat'ın doğusunda, Ermenistan'ın güney sınırının güneyinde Suriye ve El Cizre / Irak ile Türkiye sınırının kuzeyinde, Kürtlerin sayıca üstün bulunduğu bölgelerin yerel özerkliğini ilan edecektir. Bu bölgede yaşayan Kürtler bağımsız olmak isterlerse Milletler Cemiyeti'ne başvurarak bağımsız olabileceklerdir. Bu bağımsızlık diğer maddelerde söz edildiği gibi aslında bir "Manda" idaresi anlamındadır ve Türkiye bu durumu peşinen kabul edecektir.
*KISIM III
KÜRDİSTAN
MADDE 62. "Fırat'ın doğusunda, ileride saptanacak Ermenistan'ın güney sınırının güneyinde ve 27'nci maddenin II/2'nci ve 3'ncü fıkralarındaki tanıma uygun olarak saptanan Suriye ve El Cizre / Irak ile Türkiye sınırının kuzeyinde, Kürtlerin sayıca üstün bulunduğu bölgelerin yerel özerkliğini, işbu Antlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak altı ay içinde, İstanbul'da toplanan ve İngiliz, Fransız ve İtalyan Hükümetlerinden her birinin atadığı üç üyeden oluşan bir Komisyon hazırlayacaktır. Herhangi bir sorun üzerinde oy birliği oluşamazsa, bu sorun Komisyon üyelerince bağlı oldukları Hükümetlerine götürülecektir. Bu plân, Süryanî - Gildaniler ile bu bölgelerin içindeki öteki etnik ve dinsel azınlıkların korunmasına ilişkin tam güvenceleri de kapsayacaktır. Bu amaçla İngiliz, Fransız, İtalyan, İran ve Kürt temsilcilerden oluşan bir Komisyon incelemelerde bulunmak ve işbu Antlaşma uyarınca, Türkiye sınırında yapılması gerekebilecek düzeltmeleri kararlaştırmak üzere bu yerleri ziyaret edecektir."
MADDE 63. "Osmanlı Hükümeti, 62'nci Maddede öngörülen komisyonlardan birinin ya da ötekinin kararlarını, kendisine bildirildiğinden başlayarak üç ay içinde kabul etmediği ve yürürlüğe koymayı şimdiden yükümlenir."
Madde 64. "İşbu Antlaşmanın yürürlüğe konulmasından bir yıl sonra, 62'nci Maddede belirtilen bölgelerdeki Kürtler, bu bölgelerdeki nüfuzun çoğunluğunun Türkiye'den bağımsız olmak istediklerini kanıtlayarak Milletler Cemiyeti Konseyi'ne başvururlarsa ve Konsey bu nüfusun bu bağımsızlığa yetenekli olduğu görüşüne varırsa ve bu bağımsızlığı onlara tanımayı Türkiye'ye salık verirse, Türkiye, bu tavsiyeye uymayı ve bu bölgeler üzerinde bütün haklarından ve sıfatlarından vazgeçmeyi, şimdiden yükümlenir. Bu vazgeçmenin ayrıntıları Başlıca Müttefik Devletlerle Türkiye arasında yapılacak özel bir sözleşmeye konu olacaktır. Bu vazgeçme gerçekleşirse ve gerçekleşeceği zaman, Kürdistan'ın şimdiye dek Musul ilinde kalmış kesiminde oturan Kürtlerin, bu bağımsız Kürt Devletine kendi istekleriyle katılmalarına, Başlıca Müttefik Devletlerce hiçbir karşı çıkışta bulunulmayacaktır."
Sevr Antlaşmasının 65'ten 83'ncü maddesinin sonuna kadar İzmir ele alınmıştır. İzmir kenti sözde Osmanlı egemenliği altında kalacak ancak bu egemenliğin her türlü kullanımı Yunanistan'a ait olacaktır. Sözde egemenliğin simgesi olarak Osmanlı bayrağı kentin dışındaki bir kaleye sürekli olarak çekilecektir. Bu arada bu kale de, Başlıca Müttefik Devletlerce saptanacaktır. Beş yılın sonunda İzmir'de kurulacak yerel meclis Milletler Cemiyeti'ne başvurup Yunanistan'a bağlanmayı isteyebilecektir.
84 ile 87'inci maddeler de Yunanistan'ın Türkiye ile sınır bölgeleri başta olmak üzere çeşitli mali yükümlülükler Yunanistan lehine ele alınmıştır.
Antlaşmanın 88'inci maddesinden 93'üncü Maddesine kadar Ermenistan başlığı konulmuş ve Türkiye Ermenistan'ı resmen tanımanın yanında sınırı konusunda da Ermenistan lehine hükümler konulmuştur.
94, 95, 96 ve 97'nci maddeler de Suriye, Irak ve Filistin bölgeleri belirtilip bu yerlerin "Manda" yönetimi tarafından idare edileceği yazılmıştır;
*KISIM VII
SURİYE / EL CEZİRE / IRAK / FİLİSTİN
MADDE 94. "Bağıtlı/Anlaşmalı yüksek taraflar, kendi başarına yaşayacak duruma gelinceye kadar, bir mandaterin öğütleri ve yardımıyla yönetimlerine yön vermek koşuluyla I. Bölümün (Milletler Cemiyeti Misakı) 22'nci Maddesinin 4'üncü paragrafı uyarınca, Suriye ile Mezopotamya'nın / El Cezire / Irak'ın bağımsız devlet olarak geçici tanınmaları konusunda karara varmışlardır. İşbu Antlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak on beş gün içinde, 27'inci Maddenin II/2'inci ve 3'ncü fıkralarında tanımlanan sınır çizgisini arazi üzerinde saptamak üzere bir komisyon kurulacaktır. Bu Komisyon, Fransa, İngiltere ve İtalya'nın her birince atanacak üç üye ile Devlet-i Osmaniye'nin/Türkiye'nin atayacağı bir üyeden oluşacaktır. Bu Komisyona, gereğine göre, Suriye ile sınıra ilişkin olarak Suriye'nin bir temsilcisi, Irak ile sınıra ilişkin olarak Irak'ın bir temsilcisi yardımcı olacaktır. Adı geçen devletlerin öteki sınırları ile mandaterin seçimi, Başlıca Müttefik Devletlerce saptanacaktır."
MADDE 95. "Bağıtlı/Anlaşmalı yüksek taraflar 22'inci madde hükümlerinin uygulanmasıyla, Başlıca Müttefik Devletlerce saptanacak sınırlar içinde Filistin'in yönetimini, sözü edilen devletlerce seçilecek bir Mandatere vermeyi kararlaştırmışlardır. Mandater, Yahudi halkı için Filistin'de bir ulusal yurt kurulmasından yana İngiliz Hükümetince daha önce 2 Kasım 1917 tarihinde açıklanan ve diğer Müttefik Devletlerce kabul edilen bildirinin uygulanmasından sorumlu olacaktır. Şu kadar ki, Filistin'deki Yahudi olmayan toplumların yurttaşlık haklarıyla dinsel haklarına ve başka herhangi bir ülkedeki Yahudilerin yararlandıkları haklara ve siyasi statüye zarar verecek bir şey yapılmayacaktır. Mandater Devlet, çeşitli dinsel toplumlara ilişkin bütün sorunları ve istemleri incelemek ve bunların çözümünü sağlamak için en kısa sürede bir Komisyon kurmak yükümlülüğünü kabul eder. Bu Komisyonun kuruluşunda ilgili dinsel çıkarlar göz önünde tutulacaktır. Komisyon başkanı Milletler Cemiyeti Konseyince atanacaktır."
MADDE 96. "Yukarıda sözü edilen topraklara ilişkin mandaterin koşulları, Başlıca Müttefik Devletlerce saptanacak ve onaylanmak üzere Milletler Cemiyeti Konseyine sunulacaktır."
MADDE 97. "Türkiye, bu bölümde sözü edilen sorunlara ilişkin olarak alınabilecek her türlü kararı, 132'nci Madde hükümlerine uygun olarak kabul etmeyi şimdiden yükümlenir."
Hicaz Sultanı, Antlaşmanın 98, 99 ve 100'ncü maddeler de yer almış ve Türkiye'nin Hicaz Devletini tanıdığını ve bu bölgedeki tüm haklarından vazgeçtiği belirtilmiştir.
Antlaşmanın 101'nci ile 112'nci maddelerinin sonuna kadar Mısır, 113'üncü ve 114'üncü maddeleri Sudan, 115-116-117'nci maddeleri Kıbrıs, 118-119-120'nci maddeleri Fas ve Tunus, 121-122'nci maddeler de Libya ve Ege Adaları ilgili düzenlemeleri içermektedir. Türkiye haklarından vazgeçmekte ve Müttefik Devletlerin tüm isteklerini kabul etmektedir.
Sevr Antlaşmasının 123 ile 131'nci maddesinin sonuna kadar olan bölüm ise vatandaşlık / uyrukluk kavramına ayrılmıştır ve Osmanlı Devletinden koparılmış olan yerlerdeki yaşayanların vatandaşlık haklarını düzenlenmiştir.
132 ve 139'uncu maddeler "Genel Hükümler" başlığı altında Osmanlı Devletinin tarihten silindiğinin tescilini yapmaktadır ki; "139'uncu madde" özel bir maddedir:
*KISIM XIII
GENEL HÜKÜMLER
MADDE 132. "Türkiye, işbu antlaşma ile saptanan sınırları dışında, işbu antlaşma gereğince başka herhangi bir düzenleme konusu yapılmamış Avrupa dışındaki bütün topraklar üzerinde, ya da topraklara ilişkin olarak, ileri sürebileceği tüm haklarından ve sıfatlarından, her bakımdan, Başlıca Müttefik Devletler yararına vazgeçtiğini bildirir. Türkiye, yukarıdaki hükmün sonuçlarını düzenlemek için, Başlıca Müttefik Devletlerin, gerektiğinde üçüncü devletler anlaşarak, aldıkları ya da alacakları önlemleri tanımayı ve kabul etmeyi yükümlenir."
MADDE 133. "Türkiye, Müttefik Devletlerce, Türkiye'nin yanında savaşa katılan devletlerle yapılan Barış Antlaşmalarının ve ek sözleşmelerin tüm geçerliliğini tanımayı, eski Alman İmparatorluğu'nun, Avusturya'nın, Macaristan'ın ve Bulgaristan'ın topraklarına ilişkin olarak var olacak hükümleri kabul etmeyi ve yeni devletleri, bu biçimde saptanan sınırlar içinde tanımayı yükümlenir."
MADDE 134. "Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Yunanistan, Macaristan, Polonya, Romanya, Sırp - Hırvat - Sloven Devleti ve Çekoslovakya Devleti'nin sınırları 133'üncü madde de ön görülen antlaşmalar ya da ek her türlü sözleşmelerle saptanacak biçimleriyle tanıdığını ve kabul ettiğini şimdiden belirtir."
MADDE 135. "Türkiye, Müttefik Devletlerin 1 Ağustos 1914 tarihindeki eski Rusya İmparatorluğu topraklarının tümü ya da bir bölümü üzerinde kurulmuş ya da kurulacak olan devletlerle yapabilecekleri bütün antlaşmaların ya da anlaşmaların tam geçerliliğini ve bu devletlerin bu biçimde saptanacak sınırlarını tanımayı yükümlenir. Türkiye, sözü edilen bu devletlerin bağımsızlığını, sürekli ve dokunulmaz olarak tanır ve buna saygı göstermeyi yükümlenir. İşbu antlaşmanın VIII. Bölümünün (Mali Hükümler) 259'uncu Maddesinde ve IX. Bölümünün (Ekonomik Hükümler) 277'nci Maddesinde yer alan hükümler uyarınca Türkiye, kendisiyle Rusya'daki Maksimalist Hükümet arasında yapılan Brest - Litvosk Antlaşmalarıyla bütün öteki antlaşmaların ya da sözleşmelerin ortadan kaldırılmış olduğunu kesinlikle kabul eder.
MADDE 136. "İşbu antlaşmanın yürürlüğe girişini izleyen üç ay içinde, Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya ve Japonya hükümetlerinin her birince atanacak dört üyeden oluşan ve her biri bu amaçla birer uzman göstermeğe çağrılacak, müttefik ve tarafsız öteki Kapitülasyoncu devletlerin teknik uzmanlarının da yardımıyla, Türkiye'de bugünkü adalet konularındaki Kapitülasyonlar rejiminin yerini alacak bir adalet reformu tasarısı hazırlamak için bir Komisyon kurulacaktır. Bu Komisyon, Osmanlı Hükümetine danıştıktan sonra, ya karma ya da birleştirilmiş bir adalet rejiminin benimsenmesini öğütleyecektir. Komisyonun hazırlayacağı tasarı ilgili müttefik ya da tarafsız devletlerin hükümetlerine sunulacaktır. Başlıca Müttefik Devletler bunu kabul eder etmez, yeni rejimi kabul etmeyi şimdiden yükümlenen Osmanlı Hükümetine bildireceklerdir. Yeni rejimin yürürlüğe girmesi süresi konusunda, Başlıca Müttefik Devletler kendi aralarında ve gerekirse, ilgili öteki ya da tarafsız devletlerle anlaşma haklarını saklı tutarlar."
MADDE 137. "VII. Kısım (Yaptırımlar) hükümleri saklı kalmak üzere, Türkiye'de oturanlardan hiçbiri 1 Ağustos 1914 tarihinden sonra, işbu antlaşmanın yürürlüğe girişine kadar, askerlik ya da siyasal davranışları, ya da Müttefik Devletlere ya da bunların uyruklarına yaptıkları herhangi bir yardımdan ötürü, hiç bir bahane ile rahatsız edilmeyecek ve incitilmeyecektir. Türkiye'de oturan bir kişiye ilişkin olarak bu nedenle, verilen herhangi bir yargı kararı tümüyle yok sayılacak ve başlamış herhangi bir kovuşturma durdurulacaktır."
MADDE 138. "İşbu antlaşma gereğince Türkiye'den ayrılan topraklarda oturanlardan hiçbiri 1 Ağustos 1914 tarihinden bu yana göstermiş olduğu siyasal tutumu yüzünden ya da işbu antlaşma uyarınca uyrukluğunun düzenlenmesi nedeniyle rahatsız edilmeyecek ya da incitilmeyecektir."
MADDE 139. "Türkiye, başka herhangi bir devletin egemenliği ya da koruyuculuğu altında bulunan Müslümanlar üzerinde, ne nitelikte olursa olsun, her çeşit egemenlik ve yargı hakkından kesinlikle vazgeçer. İş bu antlaşma gereğince Türkiye'den ayrılan ya da şimdi Türkiye'nin tanıdığı bir statüsü bulunan topraklarda hiçbir Osmanlı makamınca doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak hiçbir yetki kullanılmayacaktır."
Okunduğu üzere "Hilafet" makamı açıkça ortadan kaldırılmıştır (!)..
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, Londra Konferansı hakkında Sadrazam (Başbakan) Tevfik Paşa’ya gönderilecek telgrafın tartışıldığı Meclis’in gizli oturumundaki konuşmasında (8 Temmuz 1921):
-"Hâlbuki bu Sevr Antlaşmasını kabul etmiş olan Padişah’ın Hilafet makamını boşalttığı anlamına gelir. Malumunuzdur ki efendiler, Saltanat Şûrasında Sevr Antlaşmasını Padişah bizzat ayağa kalkmak suretiyle imzalamıştır. Binaenaleyh olmuş bir şeydir. Eğer biz bunu kabul edersek, Hilafet makamının boşaltılmış olduğunu da kabul etmiş oluruz. Hâlbuki biz bunu itiraf etmek istemiyoruz. Onun için bunun da ifadesinin zamanı gelmiş değildir. Sonra Zatı Şahaneden Büyük Millet Meclisi’nin tasdik edilmesi talep ediliyor. Hâlbuki efendiler, biz Zatı Şahane İstanbul’da düşman süngüsü altında iradesini kullanamıyor, yani esirdir, dedik. Binaenaleyh bizim Meclisimizi bir esir tasdik edemez, bu da doğru değildir. Olsa olsa o kişi Meclisi kabul ettiğini ve tanıdığını söylemelidir. Dikkatle yazılması gerekeceğine dair bir fikir vermek için söylüyorum, tanımak başkadır tasdik etmek başkadır…” (Kaynak: Cengiz Çetintaş, “Kurtuluş Savaşı’nın Direniş Yılı 1921: TBMM Tutanakları Yıllığı 2,” 1. Baskı 2019, Sf:293.)
Antlaşmanın Dördüncü Bölümü ise azınlıkların korunmasına ayrılmıştır ve 140'ıncı Maddeden 151'inci Maddenin sonuna kadar devam eder.
Beşinci Bölüm ise ortadan kaldırılmış Osmanlı Devleti'nin kara, deniz ve hava kuvvetlerine ilişkin olup 207'nci Maddenin sonuna kadar devam etmektedir. Türkiye'nin hava ve deniz kuvvetleri yok sayıldığı gibi, kara kuvveti de sınırlanarak jandarma ve kır bekçisi düzeyinde kabul edilmektedir. Türkiye adı verilen bölgelerde de Müttefik Devletlerin kuracakları komisyonlar ile denetim sağlanacaktır.
Müttefikler arası Kara Kuvvetleri Denetleme Komisyonu'nun ve Müttefikler arası Deniz Kuvvetleri Denetleme Komisyonu'nun görevleri Antlaşmanın 201'nci Maddesinde, Müttefikler arası Hava Kuvvetleri Denetleme Komisyonu'nun görevleri 202'nci Maddesinde yer almıştır. 203-204-205-206 ve 207'inci Maddelerde de bu komisyonlar ile ilgili hükümler getirilmiştir. Aslında Türklerin tarihten silindiği yazılmak istenmiştir.
Antlaşmanın Altıncı Bölümü, savaş tutsakları ve mezarlıklar başlığını taşımaktadır ve 208'nci Maddeden 225'nci Maddenin sonuna kadar devam etmektedir. Buna göre; Türkiye her türlü olumsuzluğu kabul etmekle birlikte, Müttefik Devletler ellerinde tutsak olan Türkleri, Türkiye'nin davranışlarına göre serbest bırakıp bırakmayacağına karar verecektir.
Sevr Antlaşmasının Yedinci Bölümü 226'nci Madden 230'ncu Maddenin sonuna kadardır ve Türkiye'ye uygulanacak yaptırımları düzenlemektedir. Diğer maddelerin içinde Türkiye'ye uygulanacak yaptırımlar var olmasına karşın, emperyalistler bununla da yetinmemiş ayrıca yaptırımlar başlığı altında ayrı bir bölüm de oluşturmuşlardır.
Sekizinci Bölüm ise Mali Hükümleri içerir ve Türkiye'nin sömürgenin ötesinde âdeta köle olduğunun altını çizer. Ne üretip ne üretmeyeceğine, dış alım/İthalat ve dış satım/İhracat yapıp yapmayacağına yapacaksa ne yapacağına, daha doğrusu aklınıza ne geliyorsa mali açıdan her olumsuzluğu Türkiye antlaşmaya koymaya çalışmışlardır. Mali açıdan her şeye kurulacak "Mali Komisyon" karar verecektir. Türkiye Mali Komisyonunun izni olmadan hiçbir şey yapamayacaktır. Mali Hükümler Antlaşmanın 231'inci Maddesinden 260'ncı Madde sonuna kadar yer almaktadır. Emperyalistler bununla yetinmemiş, Ekonomik Hükümler başlığı ile Dokuzuncu Bölümü de düzenlemiştir. Bu bölümde 317'inci Maddenin sonuna kadardır. Ticaret ilişkilerinden antlaşmalara, her türlü hak ve çıkarlara ilişkin düzenlemeleri içermektedir.
Antlaşmanın Onuncu Bölümü hava ulaşımı ile ilgilidir ve Türkiye'nin hava ulaşımı ile ilgili hiçbir hakkı olmadığını on madde ile bildirilmiştir.
On birinci Bölüm 328'inci Madde ile başlar ve 373'üncü Maddenin sonuna kadar devam eder. Limanlar, suyolları ve demiryollarını düzenler. Limanların tamamı, suyolları ve demiryollarının her türlü aracı, gereci ve malzemesi ve bununla ilgili her türlü tasarrufun Müttefik Devletlere ait olduğunu ve Türkiye'nin bu durumu kabul ettiğini belirtir.
Son bölüm olan On üçüncü Bölüm; "Çeşitli Hükümler" başlığı altında 415 ile 433'ncü Maddeleri kapsamaktadır ki; Türkiye aleyhine çeşitli hükümler yer almaya devam etmiştir. (Bkz: Ahmet Hür, "Her Açıdan Sevr Antlaşması", Puslu Yayıncılık, I.Baskı: Haziran 2018, İstanbul.")



Yorumlar