top of page

Atatürk'ten Şarkışla ve Kayseri'de Halka Yeni Yazı Dersi (20 Eylül 1928);

  • 24 Kas 2025
  • 4 dakikada okunur
20 Eylül 1928, Kayseri.
20 Eylül 1928, Kayseri.

(...)"Harp İnkılâbı yurdu bir çığ gibi, bir baştan bir başa sardığı, ülkenin tüm imkanlarıyla bir okuma-yazma seferberliğine girdiği günlerde Mustafa Kemal Paşa, 23 Ağustos 1928 tarihinde Tekirdağ’dan başlayarak Bursa, Çanakkale, Gelibolu, Sinop, Samsun, Amasya, Tokat, Sivas ve Kayseri’yi içine alan bir yurt gezisine çıkmıştır,


Gazi'nin bu geziden amacı, 9 Ağustos 1928 tarihinde Sarayburnu’nda yapmış olduğu konuşmadan sonra yeni harflerin memur ve halk arasındaki öğrenilme derecesini kontrol etmek ve halkı bu konuda aydınlatmaktır.


Şarkışla, (20 (AA) - Reisicumhur Hazretleri Şarkışla'dan geçerken kasabamızda bir müddet durmuşlar, kendilerini selamlamak üzere toplanan halkı yeni harflerden imtihan eylemişlerdir. Yeni okumaya başlayanların verdikleri cevaplar büyük Reis'imizi fevkalade memnun etmiştir.


Kayseri, 20 (A.A) - Reisicumhur Hazretleri refakatlerinde Başvekil Paşa Hazretleri ve diğer zevat ile saat on dört buçukta Kayseri'ye ulaşmışlar ve vilayet sınırında Kayseri Valisi Fuat Bey riyasetinde bir heyet ile Fırka Müfettişi Kastamonu Mebusu Ali Nazmi Bey tarafından karşılanmışlardır.


Gazi Hazretleri Şarkışla'dan sonra 'Gesi' nahiyesinden geçerken, burada halkı yeni harflerden imtihan etmişler ve köylülerin gösterdikleri kabiliyet ve muvaffakiyetten bilhassa mütehassis olmuşlardır. Kayseri'ye ulaşmalarını müteakip Cumhuriyet Halk Fırkası önünde kadın erkek binlerce halk tarafından etrafları çevrili olduğu halde tahta başında Kayserilileri imtihan etmişlerdir.


İmtihan olanlardan çoğu yeni harfleri öğrenmeye başlayalı beş on gün olmuştu. Buna rağmen verdikleri cevaplarda muvaffak olmuşlardır. Gazi Hazretleri memnuniyet ve teşekkürlerini ifade buyurmuşlar ve bir aya kadar herkesin tereddütsüz okuyup yazacaklarına itimadı olduğunu ilave etmişlerdir. Reisicumhur Hazretleri birisine şu cümleyi yazdırdı: "Seyahatim esnasında her yerde, bilhassa köylerde gördüğüm hayret verici misaller hepimiz için ümittir." (Bkz: Hâkimiyeti Milliye, 21 Eylül 1928, Numara: 2587, s.1. Ayrıca bkz. M. Şakir Ülkütaşır, "Atatürk ve Harf Devrimi", Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1973, s.121; Ömer Çelebi, "Atatürk Kayseri'de", Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1973; Ahmet Bekir Palazoğlu, "Başöğretmen Atatürk (1919-1928), c.1, TC Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Araçları ve Donatım Dairesi Başkanlığı, Ankara, 1991, s.318.)



Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Kayseri'den Yerköy'e geçmiş ve burada da halkı yeni harflerden imtihan etmiştir. Bu konuda Cevat Hakkı Tarım şunları aktarmaktadır:



"Anadolu içinde bir seyahate çıkan Atatürk'ün Yerköy'den geçecekleri haber alınınca, başta Valimiz B. Nazım Akyürek olduğu halde altmış yetmiş kişilik bir kafile otomobillerle Yerköy'e koştuk.


Komşumuz Yozgat ilinden de bir heyet gelmiş,

Yerköylüler ve Çiçekdağlılar daha önceden istasyonu doldurmuşlardı.


Her taraf Kırşehir'den getirdiğimiz halılar ve radyom lambalarıyla, bayraklarla donatılmıştı. Kırşehirlilerin kırmızı zemin üzerine beyaz renkte yeni harflerle işlettikleri "Kırşehir halkı büyük kurtarıcısını büyük tazimle selamlar", Mecidiyelilerin (Çiçekdağ) "Mecidiyeliler ulu Gazi'sini hürmetle selamlar" dövizleri göze çarpıyor, karşılayıcılar hat boyunda gezinerek sabırsızlıkla bekliyorlardı.


Ata'nın yeni harflerden imtihan yapacaklarını bildiğim için bekleme salonunun duvarlarına asılı kara tahtaların üzerine iliştirilmiş ilanların raptiye çivilerini söktüm. Zaten gelirken cebimde bir kutu tebeşir yerleştirmiştim.


Nurdan bir şelale gibi gecenin koynundan süzülüp gelen tren, halkın coşkun ve sürekli alkışları arasında durdu. Atatürk ve maiyetindeki zevat birer birer indiler. Valimiz, istasyon binasının hazırlandığını arz ettiler. Atatürk, binaya doğru ilerlerken, etrafını pervaneler gibi saran halkı selamladıktan sonra,

"Nasıl yeni harfleri öğreniyor musunuz?" diye sordular.


Onun bu sözünden ilham alarak hep bir ağızdan "Yeni harfleri öğrenmek bizim için milli haysiyet ve vicdan borcudur" diye bağırdık.


Salona girince ilan tahtaları gözüne ilişti. "Tebeşir var mı?" diye sordular. Hemen tebeşiri sundum. Bana "Geç tahtaya!" emirlerini vermişlerdi ki, Yozgat heyetinden bir arkadaş, cep defteriyle kurşun kalemini uzatarak, Türk Ocağı adına imza buyurmalarını rica ettiler.


Bu genç arkadaşa "Şimdi sırası mıdır?" gibi gülümseyerek bakan Atatürk, tahta başına geçmesini işaret ettiler ve şu cümleyi yazdırdılar: "Türk Ocaklılar milleti aydınlatmak için çok kıymetli bir fırsata sahip bulunuyorlar."


O sıralarda rahmetli Saffet Arıkan ve yaverlerinin dağıttıkları yeni harflerle basılmış okuma kitabından parçalar okutturdular. Bazı imla, kelime ve telaffuz hataları üzerinde durarak düzelttiler. Ortaokul Müdürümüz Ömer Aydın Bey'i görünce iltifatlarda bulundular.


Ona da: "Türk milletinin nurlu ordusu, yüksek erkânı muallimler, cidden milleti kendilerine minnettar kılacak vaziyette bulunuyorlar" cümlesini yazdırmak suretiyle bu şerefli orduya karşı yüksek teveccüh ve muhabbetlerini bir defa daha açıklamış oldular.


Çiçekdağı ilçesi ilkokul başöğretmeni Oğuz'a da yazdırdıkları: "Bu geceki görüşmemiz biraz geççe oldu. Fakat bu tesadüf tarzımızda da bir hususiyet vardır" sözleriyle ruhunun inceliklerini göstermiş oldular.


Yeni harfleri öğrenmeye bir hafta önce başlayan öğretmen Naciye Genç'in (emekli) ve Nesibe Gönendik'in hatasız okuyuşları, Gazi Hazretleri'ni memnun ve mütehassis ediyor, inkılabının canlı eserlerini görmekte derin bir huzur duydukları ışıldayan gözlerinden okunuyordu.


İmtihanlar bittikten sonra Atatürk, yeni harflerin tatbikinde okuma ve yazmayı güçleştiren şekiller bulunup bulunmadığını sordular. O nurlu gözler karatahtanın kenarında nöbet bekleyen bana çevrilince, bilhassa bağlama, soru çizgilerinin, ilgi edatı olan 'ki' ile zarf edatı olan 'ki', 'dahi' manasına gelen 'deha' gibi edatların yazılışında harfleri yeni öğrenmeye başlayanların aralarındaki incelikleri ayırt edemediklerini, karatahtaya örnekler yazarak aklımın erdiği kadar anlatmaya çalıştım.


Bu arada Yozgat Mebusu Sayın Süleyman Sırrı İçöz, Fransızcada olduğu gibi 'Q' harfinin niçin kabul edilmediğini sordular. Bu soruya da Atatürk'ün gözlerine bakarak şöyle bir cevap vermek cesaretinde bulundum:

-Kâmil, kaatil, gâlip, gar, gardiyan vs. gibi yabancı kökenli kelimeleri Türkçeleştirmek için...


Hiç unutmam, Atatürk "Evet, doğrudur" diye tasdik buyurdular.


Tam bir saat beş dakika süren bu imtihanda bir öğretmen sabrı ile zihinlerde ukde halinde kalan birçok noktaları isabetli görüşleriyle açıkladılar, aydınlattılar. Halka yeni harfleri biran önce öğretmeleri için aydınlara düşen vazifelere işaret ettiler.


Üstü zarif bir Kırşehir halısı ile örtülü masanın kenarındaki koltuğa oturdular. İkram edilen kahve ve sigaralarını içerlerken dağıtılan okuma kitaplarından birisini dolmakaleminle birlikte uzatarak partileri adına imza buyurmalarını istirham ettim. Doğruldular, sunduğum kitabı ve kalemi masanın üzerine koydular, tekrar ellerine aldılar, şöyle bana ve kaleme baktıktan sonra "İşte şimdi olur" dedikten sonra, kitabın ilk sayfasına "20 Eylül 1928" tarihini yazdıktan ve imzasının attıktan sonra iade ettiler. O gecenin hatırasını taşıyan o kitabı bir Ata yadigârı olarak saklarım." (Bkz: Cevat Hakkı Tarım, "Yılların Ötesinden: Atatürk Kırşehir'de İnkılapçı Bir Öğretmen Habip Arıöz", Memleket Matbaası, Ankara, 1956, s.9-11.)

 
 
 

Yorumlar


© 2025 ataturkunizinde.com tüm hakları saklıdır.

bottom of page