top of page

Atatürk'ün, Amerikan Milletine Seslenişi (Ankara, 23 Ocak 1923):

  • 6 Oca
  • 7 dakikada okunur

Atatürk'ün Amerikan Milletine Seslenişi, The New York Herald gazetesi muhabiriyle mülakatı ile gerçekleşmiştir. Mülakatın yalnız bir bölümü 25 Ocak 1923 günü, The New York Herald gazetesinde "Ankara, 23 Ocak" kaydıyla yayınlanmış, tamamı ise 26 Ocak 1923 'te  Amerika Birleşik Devletleri 67. Kongre 4. Oturum Toplantı Tutanakları zaptına geçirilmiştir. İngilizce metinler Şule Perinçek ve Zeynep Çalışkan tarafından Türkçeye çevrilmiştir:


Bay Owen - Sayın Başkan, Senato'nun dikkatini Türkiye'nin lideri Mustafa Kemal'in Amerikan milletine yaptığı dikkate değer bir hitabeye çekmek isterim.


Onu okuyarak Senato'nun zamanını almak istemem; ancak bu, her senatörün ve üyenin görmesi lazım gelen bir hitabedir. Karşınızda Türk olmasına rağmen Amerikan lisanını konuşan, yüksek tahsil görmüş, dünya milletlerinin tarihi hususunda bilgili, Türk milliyetperverlerinin maksatlarını ve neyi başarmaya çalıştıklarını salahiyetle ilan eden biri var. Dinlenmeyi hak etmektedir.


İlan ettiği esas olarak, tıpkı bizim ecdadımızın bu cumhuriyeti kurduğu gibi, Türklerin de kendi hayatlarını kendi usulleri dahilinde geliştirebilmek için haricin tahakkümünden kurtulmak maksadıyla mücadele ettikleridir. Türkiye'nin toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına mazhar olmasına Amerikan milletinin de taraftar olduğuna ve her ne suretle olursa olsun Müttefiklerin veya dünyadaki herhangi bir milletin Türkiye'yi istila ettiğini ve siyasi bağımsızlığından mahrum eylediğini görmek istemediğine inanıyorum. Mustafa Kemal'in bu hitap namesinin ve bununla alakalı mülakatın okunmadan zabıt ceridesinde basılmasını talep ediyorum.


Başkan Yardımcısı: İtiraz eden var mı? İtiraz eden bulunmadığından teklif edildiği şekilde basılması kabul edilmiştir.


{...}

Mustafa Kemal'in Amerikan Milletine Hitabesinin metni:


"Büyük Amerikan milletine:

Siz zulüm ve istibdadı kendi vatanınızdan uzaklaştırdınız. Siz uzun ve kanlı bir mücadeleden sonra kendi hürriyet ve bağımsızlığınızı elde ederek, halk hâkimiyetine dayalı demokratik bir devlet ve kuvvetli bir medeniyet tesis ettiniz.

Bugün yerkürenin diğer tarafında bir millet var ki, o da aynı hürriyet, aynı bağımsızlık ve aynı demokrasi uğrunda mücadele ediyor, kan döküyor. Bu mefkûrenin saflığına ve ulviyetine karşı gözlerinizi yanıltmak istiyorlar. Bu propagandayı yapanlar, ya birtakım cahil mutaassıplar veyahut yeni kazandığımız hürriyeti imha ve ondan mahrum etmek isteyen gizli ve aşikâr düşmanlarımızın icra aletidirler. Yalanlara ve iftiralara inanmayınız.

Hürriyet ve bağımsızlık uğrunda harp eden ve tıpkı sizler gibi dünyada ilerleme ve adalet etkeni olmak için samimi bir surette mücadelede bulunan Türk halkına kalbinizi açık bulundurunuz."


(Telif hakkı, 1923, The New York Herald'dan)

(Hususi telgraf vasıtasıyla)

Ankara, 24 Ocak - Kendi ülkesinin George Washington'u olarak tarihe geçmek, yeniden doğan Türkiye'nin milli kahramanı Mustafa Kemal Paşa'nın mizacını en iyi tasvir eden kendine mahsus arzusudur. Kemal'in "tarihte en çok takdir ettiğiniz büyük şahsiyet kimdir?" sorusuna kendiliğinden verdiği cevap şudur: "Ülkesine zulmeden yabancı müstebitleri kovarak ülkesinin bağımsızlığını kazanan, en başta gelen asri hürriyet öncüsü büyük George Washington, misal olarak bana ilham veren ve beni etkileyen zattır."


{...}

Gerçekten büyük bütün insanlar gibi Mustafa Kemal müfrit biri değildir. Rus Bolşevik liderleriyle onun arasında hiçbir zihniyet münasebeti yok. Görüşleri makul bunları makul bir şekilde ifade ediyor. Bu yüzden bir şeyin yapılabileceğini söylediğinde bunun ölçüsüz bir hayal olmadığını, hakikat olabileceğini hissedersiniz. Haksız olduğuna inandığı bir hususu kaydederken bile, kendisi bizzat haksızlık etmekten sakınmaya çalışıyor. Amerikan milletine hitabesini açık ve kesin bir şekilde söylerken Amerika'nın hatası olmadığına inandığını ve bunu kendi vatandaşları arasında öfkeden çok hayrete sebep olduğunu ifade ederek tenkidini yumuşattı.


*Özgürlükleri İçin Savaşıyorlar:


"Öyle görülüyor ki, Amerikalılar, Türk milletinin uzun yıllar önce kaybettiği hürriyetini tekrar kazanmak için eylediği fedakârlıkları, geçirdiği sıkıntıları idrak etmiyor. Aksi takdirde Birleşik Devletler Hükümeti ve matbuatı, Yakındoğu'daki vakalar hakkında hüküm verirken, eminim ki, daha adil olurdu. Tıpkı Amerikalıların 150 yıl önce mücadele ettiği gibi, Türk halkı da yabancı tahakkümü ve istismarından kurtulmak için mücadele ediyor, zira Türkiye geçen asırda büyük Avrupa devletlerinin müstemlekesi haline getirilmişti.

Fakat, Amerikan halkının, Türklerin bugünkü mücadelesi ile Amerikan müstemleke ahalisinin bağımsızlık savaşı arasındaki benzerliğin farkına varmasına müsaade edilmiyor.

Yabancı propaganda, cahilce taassup ve peşin hüküm, Amerika'nın gözlerini gerçekler konusunda yanıltıyor. Eğer yabancı ajanlar tarafından yayılan sinsi yalanlara ehemmiyet vermeden gözlerini açsalar, Amerikan Bağımsızlık Beyannamesi'nde ölümsüz ifadesini bulan aynı hakların ele geçirilmesi için bir düşmanlar dünyası karşısında bütün her şeyini tehlikeye atan kahraman insanları görürler."


{...}

Anadolu'nun çorak yayları üzerinden Doğu için yeni bir devrin doğduğunun en inandırıcı delili, bütün rütbelerden ordu mensupları, vekiller, yüksek ve küçük dereceli hükümet memurları dahil Ankara'da herkes tarafından sergilenen kıyafet ve vazifeye karşı gösterilen titiz dikkattir. Elli yıldır Doğu'ya, Batı medeniyeti kisvesiyle gelen bozucu tesirlerden uzaklaşarak Küçük Asya'da olduğu gibi, burada da, kendine has, neredeyse ölümüne bir mücadelenin fedakârlıkları ve zorlukları arasında, yeni bir insan nesli gelişti. Bu insanın cesareti, dürüstlüğü ve kendinden feragati Doğu'nun Rönesans'ının artık içi boş bir hayal olmadığı inancını haklı çıkarmaktadır. Mustafa Kemal'in bugün dünyada fiilen en demokratik rejim olan Türkiye'nin inşasındaki planını anlayabilmek için, Doğu zihniyetinin uğradığı bu temel değişikliği idrak etmek lazımdır. Anadolu'daki milliyetçi hareketten önce bu, delilik sayılabilirdi. Mustafa Kemal, şöyle açıkladı: "Türkiye'nin gelecekteki hükümet şekli kelimenin tam manasıyla demokrat olacaktır. Hakimiyet hakkı halka tanınacak ve halk tarafından seçilen üyelerden meydana gelen Milli Meclis tarafından tatbik edilecektir. Milli Meclis kendi iradesini, üyeleri arasından seçtiği heyeti vekile vasıtasıyla nöbetleşe icra edecektir."


*Başkan Olmayacak:


Türkiye'deki sistem Amerika ve İsviçre'nin cumhuriyetçi idare şekillerinden şu şekilde farlıdır ki, başkan yoktur. Milli Meclis'in başkanı olmasına rağmen Mustafa Kemal'in kendisi, hâkim şahsiyetinde var olanın ötesinde hiçbir özel idareye sahip değildir. Mustafa Kemal, şöyle devam etti: "Türk milleti bir asırdan fazla bir zamandan beri, bunun gibi demokratik temeller üzerinde kendi hükümetini tesis etmek için dehşetli çalışmaktadır. 19. asırda Batı devletlerinin başardığı ilmi ve siyasi ilerlemeyi özümlemeye çalıştı. Türk aydınları, Avrupa'dan mütehassıslar getirerek ıslahat icrasına teşebbüs eylediler. Bu gaye için hayatını feda eden aydın Türk evladı az değildir.

Fakat, Avrupa diplomasisi, Türk milletinin ilerleme yoluna sayısız engel çıkardı: Türkiye'nin Avrupa'nın istismar ve tahakküm boyunduruğunu reddedebileceğinden korkarak, onun kuvvetle ve muvaffakiyetle gelişmesini geciktirmek ve engellemek için bütün kuvvetini sarf etti. Bununla beraber, Türkiye'deki uyanışı ve ıslahatı ifade eden her şeye karşı Avrupa'nın bu bencil husumeti, Türk milletinin son ifadesini Ankara'da bulan şiddetli hürriyet arzusunu alevlendirdiği için, hedeflenenden başka yere vardı.

Bugün muzaffer Türkiye, bütün medeni milletlerin sahip olduğu siyasi ve iktisadi hürriyetleri kimseden müsaade talep etmeksizin kendisi kazanmıştır."


*Türkiye'nin Kültürlü Geleceği:


Muhabir, Ankara'daki vatanperverleri ve bütün Doğulu milliyetperverleri dikkate değer derecede harekete geçiren meselede Mustafa Kemal'in fikrini öğrenmek merakındaydı. Türkler veya diğer Doğu halkları kurtuluşu. Batı uygarlığının özümlenmesinde mi aramalılar, yoksa daha ziyade bana kendilerini mesafeli tutup kendi eski kültür temelleri üzerinde kendilerine ait bir medeniyet mi yaratmaya çalışmalılar?


Mustafa Kemal'in cevabı, her zamanki gibi onun dengeli anlayışının itidaline has bir mahiyetteydi: "En ciddi emelim, Türkiye'nin kendi milli kültürü ile uygun düştüğü derecede Batı medeniyetinden ve Batı ilmi ve ticari ilerlemesinden faydalanmasıdır. Avrupa'daki siyasi emellerin ardı arkası kesilmeyen çalışmalarının, Türkleri en büyük oldukları zamanda bütün kuvvetlerini savaşa hasretmek zorunda bırakması ve daha sonra Türkiye'yi itaat altında tutmak isteyen Avrupa devlet adamlarının entrikaları eski Türk uygarlığının ilerlemesini engelledi. Fakat, şimdi bu engeller bir bir ortadan kaldırılıyor ve Türkiye, Batı'nın asri medeniyetinde en kıymetli ne varsa kabul ederek kendi eski kültürünü mükemmelleştirmek konusunda hür olacak."


Yeni Türkiye'nin inşasında Amerikalıların yardıma çağrılması konusunda herhangi bir ihtimal olup olmadığı sorusuna Mustafa Kemal şöyle cevap verdi: "Amerikalı mütehassısların yardımını memnuniyetle karşılarız. Bilhassa iki ülke arasında yakın ticari münasebetlerin tesis olması neticesinde, Türklerin Amerikan ticaret usulünü öğrenebileceklerini ümit ediyorum. Amerikan ticareti için Türkiye'de daima tam bir himaye temin edilecektir."


Mustafa Kemal, Türk milletinin geçmişteki büyüklüğüne tekrar kavuşmak için verdiği çabaların Amerika tarafından takdir edilmesindeki başta gelen engelin Türkiye'deki Hıristiyan azınlıkların vaziyetinin olduğunun tamamen farkında. İhtilalkârane faaliyetlerden kaçındıkları ve Türkiye'nin kanunlarına itaat ettikleri sürece Hıristiyan vatandaşların Müslümanların sahip olduğu haklara ve himayeye aynen sahip olacağının resmi teminatını hiç tereddüt etmeden ifade etti.


*Hıristiyanlara Ayrıcalık Yok:


"Türkiye'deki tüm Hıristiyanlar, Müslümanlarla eşit hukuk ve himayeye sahip olacaklardır. İnançlarından dolayı baskı görmeyecekleri konusunda emniyet altında olacaklardır. Ancak hiçbir Hıristiyan azınlığına, Müslüman çoğunluğunun haklarını aşan imtiyazlar bir daha tanınmayacaktır. Türklerin bugüne kadar yaptığı en büyük hata, asırlar önce, hiçbir milletin yabancılara vermeyi asla hayal edemeyeceği imtiyazları ve müsamahayı Türk hakimiyetine giren Hıristiyanlara ihsan etmesi olmuştur.

Türkler, idealist bakış açısından büyük faziletler olan, diğer halkların haklarına derin hürmet ve hürriyet aşkı ile hareket ettiler. Fakat, fiiliyatta felakete uğradılar. Türk imparatorluğunun çöküşü ve bedbahtlığı, yabancılara ihtiyatsız şekilde imtiyazlı muamele yapılmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye, sınırları içindeki yabancılara gelecekte başka hiçbir hak tanımamaya, lakin diğer medeni memleketlerde yabancıların nail olduğu hakları muhafaza etmeye kararlıdır. Ülkemizde yabancılar tarafından tesis edilmiş mekteplere ve ilmi kuruluşlara da aynısı tatbik edilecektir. Eğitim programlarında Türkiye tarihini, coğrafyasını ve dilini öğretmek, bizim denetim ve teftişimizi kabul etmek de dahil olmak üzere kanunlarımıza riayet ettikleri müddetçe tam himayeye mazhar olacaklardır."


{...}

Ankara, Doğu milliyetçi faaliyetlerinin önemli bir merkezi. Sürekli olarak Afgan, Arap, Mısırlı ve Hint heyetler geliyor ve etraf Panislamizm meselesi, Doğu'nun Batı'ya karşı büyük bir bağımsızlık savaşı tehdidiyle dolu. Fakat, bu belirsiz ihtimallere dair sorular Mustafa Kemal'den ilk defa diplomatik bir cevap gelmesine yol açtı. Muammalı beyanı şöyleydi: "Eğer Woodrow Wilson tarafından tespit edilen kendi kaderini tayin prensibi kabul edilirse, çok aşikârdır ki, Türkiye'nin bütün Müslüman halkların hür ve bağımsız olmasını görmeyi arzu etmemesi imkânsızdır." Aynı şekilde Türk-Rus ilişkilerine dair bütün söyleyeceği şuydu: "Türkiye ile Rusya arasında ilişkilerin gelecekte de, bugüne kadar olduğu gibi dostça olmaması için hiçbir sebep yok."


{...}

*İçki Yasağı Değişti:


Mustafa Kemal, Enver Paşa'nın müstebit ve bozuk idaresi altında geçen felaket günlerinde büfesini donattığı yeşil, sarı, pembe likörleriyle meşhurdu; fakat bugün Milli Meclis tarafından verilen içki yasağı kararının en samimi savunucusu, Amerika'nın tecrübelerinin azmiyle şunu belirtti: "Türkler yaratılış itibarıyla içki içme alışkanlığı olan bir millet değildir, bu yüzden Türkiye'de içki yasağını tatbik etmek hiçbir zorluk çıkartmaz."


{...}

Toplumda kadının rolü hakkındaki anlayışı, geleneksel Türk görüşleri ile taban tabana zıt. Hakikatten hızla ortadan kalkan peçelerinin hiçbirine müsaade etmeyecek. Bu konuda beyanı kesin: "Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en önemli meselelerden biri, kadın ve erkek arasında kanuni ve toplumsal tam eşitliği temin etmektir. Kadınlarımız, bağımsızlık savaşı sırasında cesaret ve fedakârlığın en üstün vasıflarını sergilediler. Eğitim almaya ve öğrenmeye çok istekliler ve hatta bazıları şimdiden ilim ve edebiyat sahalarında muvaffakiyetler kazanıyor. Kadınlar da artık Anadolu'nun her tarafında pek çok sanayi müesseselerinde çalışıyor. Kadının zorla köşeye çekilmesinin aile yaşamını mahvettiği yerde hiçbir ilerleme mümkün değildir."


Mustafa Kemal, Dünya Savaşı'ndan beri Batı dünyasına hâkim olan barış taraftarı hareketlerden açıkça şüphe ediyor: "Silahsızlanma ve daima barış, ancak ve ancak büyük devletlerin devlet adamlarının büyük ve küçük milletlerin bağımsızlık ve gelişme haklarına eşit surette sahip olduklarını kabul etmeyi öğrendikleri zaman mümkün olacak."


{...}

Daha çok sivil kıyafetler içinde görünen bu muzaffer general, mülakatı bitirirken şunları belirtti: "Hayatımın en bahtiyar anı, Yunan ordularını Afyonkarahisar ve Dumlupınar Meydan Muharebelerinde imha ettiğim ve memleketimin kurtulduğunu bildiğim andı. Ordumuz bugün o zamankinden daha da kuvvetlidir ve ihtiyaç olduğu takdirde tekrar vazife yapmaya yapmaya hazırdır. Türk halkı hürriyetine öyle bir ihtirasla bağlıdır ki, onu himaye etmek üzere her türlü fedakârlığı yapmaya hazırlıklıdır. Türk halkının en iyi vasıfları, verdiği sözlere sadakati, arkadaşlarına olan vefası ve memleketinin bağımsızlığına olan sarsılmaz düşkünlüğüdür."


Kaynakça:

-Amerika Birleşik Devletleri 67. Kongre 4. Oturum Toplantı Tutanakları ve Tartışmalar, c.64, 3.Bölüm, 23 Ocak - 7 Şubat 1923, Hükümet Basımevi, Washington, 1923, s.2487-2488.

-The New York Herald, 25 Ocak 1923, s.4.

-İleri, 6 Şubat 1923, Numara: 1799, s.1-2.

-Hakimiyeti Milliye, 22 Mart 1923, Numara: 770, s.1:



-İsmail Arar, "Atatürk'ün Amerikan Milletine Seslenişi", Belleten, sayı 178, Nisan 1981, s.111 'de mülakatın tarihi yanlışlıkla 26 Şubat 1923 olarak verilmiştir.



-Sadi Borak, "Atatürk'ün Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev Demeç Yazışma ve Söyleşileri", Kaynak Yayınları, İstanbul, 1997, s.368-369'da mülakatın tarihi yanlışlıkla 26 Şubat 1923 olarak verilmiştir.


 
 
 

Yorumlar


© 2025 ataturkunizinde.com tüm hakları saklıdır.

bottom of page