top of page

Efendiler, dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için en hakiki mürşit ilimdir, fendir (22 Eylül 1924);

  • 14 Ara 2025
  • 8 dakikada okunur


Samsun, 23 (AA) – Reisicumhur Hazretleri 22 Eylül’de Samsun’da askeri kıtaları, kışlaları teftiş etmiş ve gördükleri intizamdan ve talim ve terbiyenin mükemmeliyetinden memnuniyetlerini beyan etmişlerdir. Ondan sonra bütün Samsun muallime ve muallimlerinin toplandığı İstiklal Ticaret Mektebi’ne gidilerek orada Gazi Paşa Hazretleri’nin şerefine verilen bir çay ziyafetinde pek samimi iki saat geçirilmiştir. Ziyafete piyano refakatiyle talebe tarafından söylenen milli şarkılarla başlanmış ve bir muallime ve üç muallim tarafından nutuklar irat olunmuştur. Reisicumhur Hazretleri cevaben bütün dinleyicileri heyecanlandıran ve mütehassis eden aşağıdaki nutku irat buyurdular:


(...)"Muhterem Hanım, Muhterem Beyefendiler,


Bu çay ziyafetini tertip edenlere özel olarak teşekkür ederim. Bu vesile beni Samsun’un çok aydın bir muhitinde bulundurmuş oldu. Bu vesile, beni beyinleri ilim ve fen ile süslü, kıymetli insanlardan meydana gelen bir heyetin huzurunda bulunmakla pek mesut etti.


Efendiler, dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için(1) en hakiki mürşit(2) ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, sapkınlıktır. Yalnız, ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhaların gelişmesini idrak etmek ve ilerlemelerini zamanında takip eylemek şarttır. Bin, iki bin, binlerce sene evvelki ilim ve fen lisanının çizdiği düsturları, şu kadar bin sene sonra bugün aynen tatbike kalkışmak (3) elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir. Çok mesut bir his ile anlıyorum ki, muhataplarım bu hakikatlere nüfuz etmişlerdir. Mesudiyetim yükseliyor. Şununla ki, muhataplarım talim ve terbiyeleri altında bulunan yeni nesli de bu hakikatin nurlarıyla(4) doğuşuna etkili ve etken olacak surette yetiştireceklerini vaat eylemişlerdir. Bu hepimiz için iftihara değer bir noktadır.


(1) Gazetelerde yer alan “maddiyat için, maneviyat için” sözcükleri Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II. ’de yanlışlıkla “medeniyet için” yazılmıştır.  

(2) "Mürşit: İrşat eden, doğru yolu gösteren, kılavuz.

(3) Hâkimiyeti Milliye ve …Sonbahar Seyahat’lerinde çalışmak.

(4) Cumhuriyet, 25 Eylül 1924, Numara: 139, s.1’de “hakikatin nurları”, Vakit, 25 Eylül 1924, Numara: 2422, s.1’de Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'nin Sonbahar Seyahatleri'nde “hakikat nurlarının” yazılmıştır.


Muhterem efendiler, hemşiremiz hanımefendi ve ondan sonra beyanatta bulunan muhterem ve hassas arkadaşlarımız uzak maziyi çok güzel işaretle açıkladılar. Yakın mazinin acılarını da hakikatten kalpleri kan ağlatacak tarzda beyan buyurdular. Bu vesile ile, şahsıma çok teveccühkâr bulunmak nezaketini gösterdiler. Bu teveccühlerin samimi kalplerden çıkması itibariyle şüphesiz çok memnunum, mütehassisim ve müteşekkirim. Yalnız sizden olan bir şahsa sizden daha fazla ehemmiyet atfetmek, her şeyi bir milletin bir ferdinin şahsiyetinde toplamak, geçmişe, bugüne, geleceğe,, bütün bu devirlere ait bir toplum meselesinin açıklanmasını ve ortaya konulmasını, bu yüksek topluluğun mütevazı (1) bir şahsiyetinden beklemek, elbette ki layık değildir; elbette ki lazım değildir.


(1) Hakimiyeti Milliye, 25 Eylül 1924, Numara: 1230, s.1-2 ile Vakit, 25 Eylül 1924, Numara: 2422, s.1-2, Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'nin Sonbahar Seyahatleri'nde “münferit (tek)” yazmaktadır.


Muhterem kardeşler!

Memleket ve milletin hayat ve geleceğine olan muhabbet ve hürmetimden dolayı huzurunuzda bir hakikat noktasını izaha mecburum.

Vatandaşlar!

Vatandaşınız olan (1) herhangi bir şahsı istediğiniz gibi (2), arkadaşınız gibi, babanız gibi, evladınız gibi, sevgiliniz gibi sevebilirsiniz. Fakat bu sevgi sizi, milli mevcudiyetinizi, bütün muhabbetlerinize rağmen, herhangi bir şahsa, herhangi bir sevdiğinize vermeye sevk etmemelidir. Bunun aksine hareket kadar büyük hata olamaz. Bir millet için, bir millet varlığı, bir millet şerefi ve haysiyeti, bir millet büyüklüğü için bu kadar hata olamaz (3). Ben, mensup olduğum büyük milletimin böyle bir hatayı artık işlemeyeceği hakkında tam bir itimada sahip olmakla müsterihim ve iftihar ediyorum.  


(1) “Vatandaşınız olan” sözcükleri yerine Hakimiyeti Milliye, 25 Eylül 1924, Numara: 1230, s.1’de …Sonbahar Seyahat’lerinde “Vatanımızda” yazmaktadır.

(2) ”İstediğiniz gibi” sözcükleri yerine, Hakimiyeti Milliye, 25 Eylül 1924, Numara: 1230, s.1-2 ile Vakit, 25 Eylül 1924, Numara: 2422, s.1-2’de Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Sonbahar Seyahat’lerinde “istediğinizi” yazmaktadır.

(3) Hakimiyeti Milliye, 25 Eylül 1924, Numara: 1230, s.1-2  ile Vakit, 25 Eylül 1924, Numara: 2422, s.1-2’de Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Sonbahar Seyahat’lerinde bu cümle yazmamaktadır!


Arkadaşlar, ben benim gibi birçok vatandaşlar, kardeşler, bundan beş, beş buçuk sene evvel vatan ve millet(1) ümitsiz bir felakete düştüğü zaman, vazifeli oldukları, vicdanen, namusen, haysiyeten(2) mükellef bulundukları vazifeyi yapmak mevkiinde kaldılar. Bunu bittabi yapacaklardı. Yapmaları mecburi idi, vicdani idi, insani idi, milli namus icabı idi. Ben bu mukaddes esasların haricinde hareket edebilir miydim? Efendiler, elbette edemezdim. Türk milletinin hakiki hiçbir ferdi bu icapların haricinde hareket edemezdi. Ben de elbette bu acı manzara karşısında vicdanımın emirlerine, milli namusumuza muhalif(3) hareket edemezdim. Mensubu olmakla iftihar ettiğim yüksek toplumun yüksek haysiyetine elbette aykırı hareket edemezdim. Bence mensubiyetiyle iftihar ettiğim milletin hiçbir ferdi bu namus icabından asla ayrılmamıştır. Eğer bundan müstesna gösterilenler varsa, emin olunuz aziz ve namuskâr vatandaşlar, onların kalp ve vicdanı milletimizin müşterek ve temiz vicdanından hiç ilham almamış, kapkara sefil vicdanlardır.


(1) Hakimiyeti Milliye, 25 Eylül 1924, Numara: 1230, s.1-2 ile Vakit, 25 Eylül 1924, Numara: 2422, s.1-2’de Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'nin Sonbahar Seyahat’lerinde “vatan aslii millet” yazmaktadır.

(2) ”Vicadanen, namusen, haysiyeten” sözcükleri yerine Hakimiyeti Milliye, 25 Eylül 1924, Numara: 1230, s.1-2 ile Vakit, 25 Eylül 1924, Numara: 2422, s.1-2’de Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Sonbahar Seyahat’lerinde “namusu vicdan, namusu haysiyetle” yazmaktadır.

(3) Hakimiyeti Milliye, 25 Eylül 1924, Numara: 1230, s.1-2 ile Vakit, 25 Eylül 1924, Numara: 2422, s.1-2’de Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Sonbahar Seyahat’lerinde “…emirlerine muhalif, namusu milliyemizin hilafında” yazmaktadır.


Efendiler, bizim milletimiz derin, büyük bir maziye sahiptir. Milletimizin hayat eserlerini düşünelim. Bu düşünce elbette altı-yedi asırlık Osmanlı Türklüğünden, çok asırlık Selçuk Türklerine ve ondan evvel bu devirlerin her birine denk olan büyük Türk devrine kavuşturur (1). Bütün bu devirlere dikkat buyurunuz. Türk kendi ruhunu, benliğini, hayatını unutmuş, nereden geldiği belirsiz birtakım reislerin şuursuz vasıtası olmak mevkiine düşmüştür. Türk milleti kendi benliğini, kendi dimağını, kendi ruhunu unutur gibi olmuş ve (2) bütün mevcudiyetiyle herhangi bir maksada, neticesi zillet olan, esaret olan, karşılık beklemeksizin köle olmaya götüren hakir bir hedefe sürüklenmiştir. Millet ne yazık ki bu gaflet halini (3) çok sürdürdü. Bu yüzden her türlü sefaletlere ve mahkûmiyetlere uğramaktan kendini kurtaramadı. Bütün bu tebaiyetleri, aldığı milli olmayan terbiyenin icapları olduğunu fark etmeksizin, sağlam bir terbiyenin eseri olduğu kanaatiyle tatbik ediyordu. Terbiyenin esası, terbiyenin hedefi, terbiyenin mahiyeti ne büyüktür. Bu hususta istikamet yanlış ise ve koskoca bir millet emniyet ve itimat ettiği kitapları, mukaddes kitapları (4) şahit göstererek rehber olduklarını iddia edenlerin sözlerine inanarak yürürse ve bu yürüyüş istikameti kendilerini mahv ve yok olmaya düşürürse, kabahat bu istikameti takip eden nezih, ahlaklı, fedakâr, rehberlerine itimat eden zavallı halktan ziyade, rehberlere ait değil midir?


(1) Cumhuriyet, 25 Eylül 1924, Numara: 139, s.1-2 ve Vakit, 25 Eylül 1924, Numara: 2422, s.1-2’de Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Sonbahar Seyahat’lerinde “…ne büyük Türk devirlerine kavuşturacaktır” yazmaktadır.

(2) Hakimiyeti Milliye, 25 Eylül 1924, Numara: 1230, s.1-2 ’de “benliğini, kendi dimağını, kendi ruhunu unutur gibi olmuş ve” sözcükleri yoktur!

(3) ”Gaflet halini” sözcüklerinin aslı olan “hali gafleti” sözcükleri yerine Cumhuriyet, 25 Eylül 1924, Numara: 139, s.1-2 ve Vakit, 25 Eylül 1924, Numara: 2422, s.1-2’de Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Sonbahar Seyahat’lerinde “hatayı gafleti” yazmaktadır.

(4) Hakimiyeti Milliye, 25 Eylül 1924, Numara: 1230, s.1-2 ile Vakit, 25 Eylül 1924, Numara: 2422, s.1-2’de Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Sonbahar Seyahat’lerinde “mukaddes kitapları” sözcükleri yoktur!


Efendiler, söz söyleyen arkadaşlarımızdan biri bana nereden ilham ve kuvvet aldığımı sordu. Bu soruya kısa bir cevap vermek isterim. Diyebilirim ki, bugünkü uyanışı, düne, maziye borçluyuz. Her halde babalarımızın, analarımızın, mürebbilerimizin ruh ve beyinlerimizin gelişiminde feyizli tesirleri vardır. Gerçi, biz, belki burada bulunanların tamamı dünyaya geldiğimiz zaman bu topraklar üzerinde yaşayanlarla beraber, kahredici bir istibdadın pençesinde idik. Ağızlar kilitlenmiş gibi idi. Muallimler, mürebbiler yalnız bir noktayı kafalara yerleştirmeye mecbur tutulmakta idi: Benliğini, her şeyini unutarak bir heyulaya boyun eğmek, onun kulu, kölesi olmak. Bununla beraber, hatırlamak lazımdır ki, o tazyik altında dahi, bizi bugün için yetiştirmeye çalışan hakiki ve fedakâr muallimler (1) ve mürebbiler eksik değildi. Onların bize verdikleri feyiz elbette esersiz kalmamıştır. Şimdi burada bir zatıâliye tesadüf ettim. O, benim rüştiye birinci sınıfında muallimim idi. Bana henüz temel şeyler öğretirken gelecek için fikirleri de vermişti.


(1) Hakimiyeti Milliye, 25 Eylül 1924, Numara: 1230, s.1-2 ile Vakit, 25 Eylül 1924, Numara: 2422, s.1-2’de Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Sonbahar Seyahat’lerinde “hakiki fedakârlar ve fedakâr muallimler” yazmaktadır.


Efendiler, izah etmek istiyorum ki, ilk ilham ana baba kucağından sonra mektepteki mürebbinin lisanından, vicdanından, terbiyesinden alınır. Bu ilhamların gelişmeye mazhar olması, millet ve memlekete hizmet edebilecek kudret ve kabiliyeti bahşedebilmesi için, millet ve memlekete büyük ve derin alaka yaratan fikir ve duygularla her an takviye olunmak lazımdır. Bu fikir ve duyguların kaynağı bizzat memleket ve millettir. Milletin müşterek arzu ve eğilimine temas etmek ve onun icaplarına mevcudiyetini hasretmeyi hareket düsturu bilmek, hakiki yolda yürüyebilmek için yegâne esastır. Bir milletin fertlerinde hâkim olması, riayet edilmesi icap eden milletin müşterek arzusu, ortak fikirdir. Bu insan memleket ve milletine faydalı bir iş yaparken, gözünden bir an uzak bulundurmamaya mecbur olduğu düstur milletin hakiki eğilimidir.


Dolayısıyla efendiler, arkadaşımızın sorduğu ilham ve kuvvet kaynağı milletin kendisidir. Milletin müşterek eğiliminin, genel fikri olduğunu inkar edenler de vardır. Bu gibiler, memleket ve millete alakasız ve gafil insanlardır. Memleketimizin ve milletimizin başına gelmiş olan bunca felaketler hiç şüphe etmemelidir ki, bu gafil insanların memleketin talih ve iradesini ellerinde tutmuş olmalarından ileri gelmiştir.


Efendiler, bir toplumun mutlaka ortak bir fikri vardır. Eğer bu her zaman ifade edilemiyor ve ortaya konulamıyorsa, onun mevcut olmadığına hükmolunmalıdır. O, fiiliyatta mutlaka mevcuttur. Varlığımızı, bağımsızlığımızı kurtaran bütün fiil ve hareketler, milletin müşterek fikrinin arzusunun, azminin yüksek tecellisi eserinden başka bir şey değildir. Arkadaşlar, bugün ulaştığımız netice şüphe yok, çok memnuniyet ve ümit vericidir. Fakat bu memnuniyeti mahfuz tutabilmek için, ümitleri fiiliyat sahasına koyabilmek için bundan sonra dikkat edilecek noktalarda çoktur. Son söz söyleyen hoca efendinin beyanatından ilham alarak arz edeyim ki, en mühim, en esaslı nokta terbiye meselesidir. Terbiyedir ki, bir milleti hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır veya bir milleti esaret ve sefalete terk eder.


Efendiler, terbiye kelimesi yalnız ortak kullanıldığı zaman herkes kendince katolunan bir manaya intikal eder. Tafsilata girişilirse terbiyenin hedefleri, maksatları çeşitlilik gösterir. Mesela dini terbiye, milli terbiye, milletlerarası terbiye… Bütün terbiyelerin hedef ve gayeleri başka başkadır. Ben burada yalnız yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni nesle vereceği terbiyenin milli terbiye olduğunu katiyetle ifade ettikten sonra diğerleri üzerinde durmayacağım. Yalnız işaret etmek istediğim manayı kısa bir misal ile izah edeceğim.


Efendiler, yeryüzünde üç yüz milyonu aşkın İslam vardır. Bunlar ana baba, hoca terbiyesiyle, terbiye ve ahlak almaktadırlar. Fakat maalesef hadisenin hakikati şudur ki, bütün bu milyonlarca insan kitleleri şunun veya bunun esaret ve zillet zincirleri altındadır. Aldıkları manevi terbiye ve ahlak onlara bu esaret zincirlerini kırabilecek insani meziyeti verememiştir, veremiyor. Çünkü terbiye hedefleri milli değildir.


Efendiler, milli terbiyenin ne demek olduğunu bilmekte artık herhangi bir karışıklık kalmamalıdır. Bir de milli terbiye esas olduktan sonra, onun lisanını, usulünü, vasıtalarını da milli yapmak zarureti münakaşa kabul etmez. Milli terbiye geliştirilmek ve yükseltilmek istenilen genç beyinleri bir taraftan da paslandırıcı, uyuşturucu, hayali, lüzumsuz şeylerle doldurmaktan dikkatle kaçınmak lazımdır. Hoca efendi bu fikri izah için “Vettini vezzeytûni vb…” âyetini kendince yorumladılar; incir ve zeytin çekirdeğinden düstur çıkardılar. Birindeki çokluğa diğerindeki tekliğe işaret ettiler. Âyetin manası bu mudur, değil midir, bir şey demeyeceğim. Yalnız bu seyahatim esnasında tesadüfen bu âyetin manasını ben diğer bir hoca efendiden sormuştum. Bunun için yarım saat kadar araştırmaya ihtiyaç olduğunu söyledi. Ömrünü medreselerde dini ilimler okumak ve okutmakla geçiren bir zat kitabın bir satırını Türkçe ifade edebilmek için böyle bir ihtiyaç öne sürerse, millet, millet efradı ne dersin? Onun için efendiler, genç neslin beyni yorulmadan, onu her şeyi anlamaya ve özümlemeye yatkın (1) elvahı(2) hakikat izleriyle süslenmelidir.


(1) ”Yatkın” sözcüğünün aslı olan “müstait” sözcüğü yerine Hakimiyeti Milliye, 25 Eylül 1924, Numara: 1230, s.1-2 ile Vakit, 25 Eylül 1924, Numara: 2422, s.1-2’de Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Sonbahar Seyahatleri’nde “müsait” yazmaktadır.

(2) ”Elvah: Levhalar, tablolar.”


Muhterem efendiler, bu toplantıda söylenen sözler o kadar hissiyatıma, rikkatime sebep oldu ki, kulağımda o kadar ilahi bir ahenk vücuda getirdi ki, bunu bozmamak için bir kelime bile telaffuz etmek niyetinde değildim. Fakat huzurunuzun ruhumda hasıl ettiği zapt edilemez haz ve his (1), beni hissiyat ve fikrimi beyana sevk etti.


Beni dinlemek zahmetine katlandığınızdan, hepinize teşekkür ederim. “


(1) ”Zapt edilemez haz ve his” sözcüklerinin aslı olan “gayri kabili zapt ve haz ve tahassüs” sözcükleri yerine Cumhuriyet, 25 Eylül 1924, Numara: 139, s.1-2 ve Vakit, 25 Eylül 1924, Numara: 2422, s.1-2 ile Vakit, 25 Eylül 1924, Numara: 2422, s.1-2’de Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Sonbahar Seyahatleri’nde “gayri kabili kıyas haz (kıyaslanamaz haz)” yazmaktadır.

 
 
 

Yorumlar


© 2025 ataturkunizinde.com tüm hakları saklıdır.

bottom of page